28 Aralık 2009 Pazartesi

2010'da erkeğinizi nasıl alırdınız?


- 2010'da birbirimize domuzluk etmeyelim aşkitom...


100 adet Ece'ye sorduk; genç hemşirelerimizin 2010 yılında tercih ettiği erkeğin temel ilmine ulaştık. Buyrun araştırmamızın sonuçları:


* Önce insan olsun; sadece o değil, herkes iki insan olsun ya! (İnsan dediğin temelde alet kullanabilen hayvan zaten. Olunması çok zor değil. Açıkcası, standart bi insandan fazla zeka gösteren pek çok hayvana rastladım. Konu aleti icat edememek değil, onu kullanmaya tenezzül etmemekmiş. En azından kedilerde bu böyle...)



* Akıllı olsun; hele o eli bi indirsin. Espri nimettendir, bi zahmet anlasın. Hatta espri yapabilsin, mümkünse dona işetsin. Bazı şeyleri kendiliğinden akıl edebilsin; yaptığı her iş, harcadığı her parça enerji, tahammülü fersah zulümler haline gelmesin.



* Güçlü olsun; hayata koşsun, onu bi gombikte yere devirsin. Şu ve bu sebeplerden, içindeki yanıklardan, donundaki beliklerden, boyundan, soyundan, karakteri ezilmesin. Bi tek ezik adam görmiycem lan 2010'da sokakta! Tek tek durdurup seri sorular sorcam, çalışın İstiklal'e çıkarken.




* İyi kalpli olsun; yardımsever olsun. İnsan sevsin, heyvan sevsin; bazı insan ve heyvanların fakir ve çirkin oldukları için yok edilebileceklerini düşünmesin. Mantık çok basit aslında; canlıysa hayatta tutmaya çalışıyosun. Bi çubukla dürtsen anlarsın. Şaka bi yana, yemicekse bitkileri de koparmasın.


* Sakin ve Tutkulu - Mükemmel karışım: Magnum reklamı gibi olsun, az dans bilsin, balon uçursun, tayt giymesin ama spor yapsın, ortamlarda cirit atmayı değil, çıkıp iki ter atmayı bilsin. Hobileri, bobileri olsun, "abi yeavv bi imkan olcaktı şimdi atlıycaktık şurdan" sündürmesi yerine; "atladık, gittik, ettik, hop şöyle, top böyle" söylemleri içinde bulunsun. En uzağa o gitsin, en çabuk da o dönsün a!
Biterken...
Pek çok insanın "holiday sizında" intiharbaz oluvermesinin bi sebebi var. İç hesaplaşmalar... Ne ettim ne buldumculuklar veee melankoli.
Melankoli çağımızın ibneliği değil, her çağ bi kısım münzevi melankolik yetiştirmiş. Bunların bi kısmı keş, bi kısmı verem olmuş, sağ kalanlar Türkiye'ye yerleşip dizi senaryosunu yazmaya başlamışlar...
Velhasıl, siz siz olun, 2010'u melankoliye teslim etmeyin. Zaten şurda 2 yıl mı ne kaldı kıyamete, koy götüne gitsin afedersiniz!

13 Aralık 2009 Pazar

SiYaSeTÇiMi SeViYoRuM

Birkaç sene önceydi, Popstar yarışmasında Erol Köse, ne yeri ne de zamanıyken, "Sanatçımı seviyorum!" açıklamasında bulunmuştu. Sanatçının Gülşen, Köse'nin evli olmasından mütevellit bu sevgi kısa süre sonra b.ka sardı, taraflar hızla "o benim g.tümü yesin" çemkirme noktasına ulaştılar.


Tarafların en memelisi Mrs. Köse, o arada magazincileri bi punduna yatırıp: "Gülşen'in son okuduğu kitabı biliyorum! Marquez'den Benim Hüzünlü eüüü.. Unuttum" dediydi. Benim için bir magazin piiki olan bu noktadan sonra, hiç bir manage a trois yeterince keyifli değildi artık.


Lafı nereye bağlıycam; tam da şu günlerde çıkıp dağa taşa "Siyasetçimi seviyorum hulen!" beyanatlamak istiyorum. Çünkü biliyorum, tatlı prens Kayahan'ın da ifade ettiği gibi, bugün hepimizin yolu sevgiden geçse, memlekette dert tasa kalmaz idi.



İşte Sevdiğim O Siyasetçiler...



Devlet Bahçeli: Şu nadide isme bir bakın hele; hem devletin ağırlığı hem bahçenin ferahlığı; öyle bi insan ki Sayın bahçeli, orman içine kaçak kemerburgaz villası hissi veriyor. Üstelik mantıklı biri; bunu MHP'nin 40. yılına istinaden giriştiği numeroloji herakatından anlayabilirdiniz. "2009'un sıfırları at, topla 11. Allah birdir, o 1'i çıkart, 10. 4 ile çarp, neymiş? 40. Bu tesadüf olmaz." Ben tesadüflere inanmam zaten...


Bahçeli Bey'in bi ilginç özlelliği -ki ben erkekte ilginçliği severim- felaket halde kan tutuyo kendisini. Kan birliği, DNA kardeşliği hususlarında tvaylayt vampiri gibi titreme geliyo ve ben konuyu hiç anlayamıyorum.


Geçen national geographic, "insanın aile ağacı" belgeselinde, spencer wells diye bi adam, hepimizin afrikadan dünyaya yayılan 2bin kadar atadan türediğimizi anlatıyordu. İnsan DNA'sı %99 tıpatıp aynıydı. Yani bi japon, bi Türk, bi Fillandiyalı ve bir Kürt'ün DNA farkı, fıkra konusu olmaktan öteye geçmiyordu. Peki siz nasıl bir fıkra konususunuz sevgili Bahçeli? - ki ben erkekte komikliğe bayılırım-







Deniz Baykal: Bu güzel insanı ne vakit düşünsem, aklıma defne sabunuyla yıkanmış, gümşi ışıltılar saçan saçları gelir. Sanki bana Olimpos tanrısı yarebbiim, o ne endam? Üstelik ölümsüz de galiba; dünyanın en uzun süre mualefette kalan adamı seçilmezse, yeminlen posta koyarım Guiness'e.


Baykal canikomun tarihi icraatları saymakla bitmez aslında; hemen Riki Martin'in "Un dos tres" şarkısıyla miting meydanlarına sekişi geliyor misal aklıma. Yunanistana doğru Kemalist kulaçlarını hele, unutmak istesem de olmuyor; gecelerime doğuyor Baykal bazı bazı.


Sayın Baykal'ın en beğendiğim özelliği stil sahibi bir birey olması, bukelemun stili, anında görüntü. -bir erkekte değişikliği sevdiğimden bilmem bahsetmeme gerek var mı?- Bugün bakmışsın straplez Türk bayrağı giymeyi, öteki gün çarşafı destekliyor. Halbukisi ikisini de giymişliği yok. Kendisine tavsiyem bu yönde. Deneyiniz sayın baykalcığım, hangisini yakıştırırsanız artık...

Sitemde sadece iki buton var; biri senin biri benim için... tayyiperdogan.com
RTE: Bi nevi stocholm sendomundan olacak, ben RTE'me adeta tapıyorum. Delikanlı, vanminitçi, mintan yakalı, fiyakalı... Bir erkekte arayıp bulamadığım pek çok güzellik, kendisinde bol keseden mevcut. Kese demişken; oğluna gemi almış bi baba o, iskele babası değil, iskelenin bizzat kendisi.


Recep Biriciğim, gezmeyi görmeyi seven insan; ekseriyetle havanın sıcak, kadınlarınsa üstü kapalı olduğu memleketleri seviyor ama olsun. Amerikanya'ya da sık sık gidiyor. Ne ırkçılığı ne de homofobisi var maaşallah, Obama'nın elini nemli avcuna alışı ne duygusaldı. (ha buyrun hatta aynen sezyumdan çırpayım.)



Tüm üstün özelliklerinin yanı sıra beni Tayyip beylere adeta mıknatıs gibi çeken şeyse, kesinlikle karizması. Hani bazı insanlar "ekmek" dese komik olur ya, Erdoğancığım da ne dese aynı ölçüde güçlü ve inanılası (öyle sıtrong bir prezınsı varki). Çıkıp bi uluslararası panelde "Köyekmeyi, köyekmeyi" diye bağırsaydı şayet, çok geçmeden "köyekemeği" siyasi bi slogan haline gelirdi şüphesiz.

Biterken...

Bi yılbaşı da kar yağsa, İstanbul'da kimse dışarı çıkamasa, apartmanlara kısılanlar arasında komşuluk ilişkileri alevlense, ben bahçede mangalda sucuk kızartsam ve brendi diklesek sonra... O sucuktan yemen mi?

06 Aralık 2009 Pazar

Kadın Olduğun İçin Seni Kınıyoruz (ve sana klişeler hazırladık)



Bara dirseklerimizi dayamış, epey alkollü, yan yana dikiliyorduk ve o sevdiğim bir yazardı. Yalnız ben sevsem hadi neyse, millet yolda yakalayıp gıdısından öpmek istiyordu bu sevilen yazarın. Hal böyleyken, hemen goygoya giriştim.

- Abi varya, bence sen Orhan Pamuk'tan bile yeteneklisin...

Gözlerini şaşkınlıkla kırpıştırdı.
- Tuhaf şey, editörüm de bunu söylüyor. Sen de yazıyormuşsun. (dedi dudakları burus vilis gülüşü) Gerçi, (avuçlarını iki yana açmıştı) bir kadın olduğun için, asla benden yetenekli bi yazar olamayacaksın.


Hemen yüzüme içerlemiş bir hüzün yerleştirdim.
- Yanlış anladın abi beni, ben aslında kadın değilim. Annem hep bi kızı olsun istemiş, beni de öyle yetiştirdi; elbiseler, saç bakımı felan. Oysa bamya gibi bi pipim var, arkaya kıvırıyorum.
Kısık gözleri karanlığın içinde kayan yıldızlar gibi büyüdü, parıldadı.
- Ge-gerçekten mi?
- Ah ah ah. Bi kadının yazar olabileceğini idda eder miyim hiç? Komik olmayalım mon şer. Pipim var diyorum, inanmazsan yokla bak?
...
- Oh, ben sanmıştım ki... Neyse boşverelim şimdi bunları! Yazarlığına destek vermemek için hiç bi sebebim kalmadı artık, hatta ustan olarak, sana el veriyorum.
- Saolasın da abi, o eli bi süredir veriyosun zaten.



Bu memlekette büyütülmüş bir kadınsanız, durumu az çok biliyorsunuzdur; kadından bi s.k olmaz, olamaz. Hatta bana hayatta neler olamayacağımı anlatan erkekleri uc uca eklesem, burdan Şovenizmi Yayma Derneği Başkanlığı'nın kapısına dek yol olur.

Ne egotravmatik manitalar dinledim; icra ettikleri meslekte ya da okudukları bölümde hiç bir kadının muvaffak olması mevzu bahis değildi. Aralarında kansere çaren bulan, uzaya roket atan ya da madende çapa sallayan da yoktu üstelik. Ama bu şaibeli önerme ile, dosdoğrudan bir kadından zeki ve çevik ve ahlaklı oluveriyorladı. Güzel kafaydı aslında "kendin öner, kendin ye!" hesabı.

Velhasıl, "kadından x olmaz" açıklaması, pipili varoluşun en yavan klişesidir dostlar. Bu tip beylerimiz, x değişkeni yerine kendi işlerini koyar ve g.t rahatından taviz vermeksizin maça 1-0 önde çıktıklarını sanırlar.

Gelin Leşo Deniz'i sübyan çağından itibaren habis bi ur gibi büyüten bu aymazları, tek tek tanıyalım.
1) Jules Verne: Jül amca sadece ingiliz centilmenleri ve kankalarının gezmesi gerektiğine inanan bir fransızdır. Aya mı uçulmadı, arzın merkezine ve denizlerin 20bin fersah altına mı inilmedi, 80 günde dünya devşirildi, 2 yıl okul kırıldı, lakin tek bir kadın bu maceralara iştirak edemedi.
İlk öykümü 9 yaşında sana inadımdan yazdım jül, kahramanlarımın tamamı kız çocuklarıydı. 10 numero eğlendik ayrıca tamam mı Jül! Peksimet ve kurutulmuş et yerine, kısır ve börekle kendimize ziyafetler çektik tropik adalarda, kız kıza.


2) Bir x-boyfriend güzellemesi: Lise hayatım ezik adamlarla dandik aşklar yaşayarak geçti; demek ki ergenken kroydum, bunu şimdi anlıyorum. Bu arkadaşlardan çökelek kokulu bi tanesi, kadınların şiir yazamayacağını buyurduydu. Tabi o vakitler ben salağı, bana yazdığı mektuplarda kullandığı dörtlüklerin Bülent Ersoy şarkı sözleri olduğunu bilmiyordum. Evet TRT ekolüyüm, arabeski yaşamadım; birşey var aramızda senin pişkinliğinden, benim yanan yüzümden belli.

3) Yine Tutunamadılar: Saçlarım belime kadar ve turuncuydu, kutu bebeği gibi oturuyordum gizli bİtalikahçenin bi köşesinde. "Tutunamayanlar kitabındaki karakterin özgül paradigması" gibi bi muhabbet açtı iki lavuk. Hayatımda Oğuz Atay'ın adını duymadığımdan o kadar eminlerdi ki yarebbii, mevzu bahis kitabın yalnız ve başarısız adamların 31'i olduğuna dair tiradım bitmeden ağlayarak kaçıştılar. Biri kaçarken "kadınlar zaten tutunamayanları anlayamaz" diye inildedi sanki, duymamazlıktan geldim.



Biterken...
despırıt hauzvayfs oynuyo, evde mandalina kalmamış. yoga yapasım var nihayet, o sebepten gidiyorum, yoksa daha yazardım.
biri alakuşa söylesin, acans takımına ayırcağı vaktin bi kısmını bana versin, bilgisayarıma fotoşok yüklesin. yoksa interneti emmeye devam, ki hiç dayanamam.
siz de emin, internet, nimettir.