23 Kasım 2009 Pazartesi

Taraftar Adam



Düşünmek taraf olmaktır... (Hikmeti kendinden menkul vecizeler pazarı - 2009)

Futbolu sevmiyor dİtalikeğilim ama onsuz pekala yaşarım. Ofsayt nedir bilirim lakin unutmaya da dünden razıyım. Bir kadın olarak futbolla ilişkimi, düşük östorojen seviyeleri ve kumandayı zaptetmeye üşenmek ile sınırladım, mesafeliyiz. (taraftar kadın hakkında ayrıca yazılacak - bittin kızım sen 80630 ve yoncada bayrakla poz veren şellafe - kendime not)

Fakat tabi ki bu, erkek cinsindeki amansız taraftarlık tutkusu hakkında ahkam kesmeyeceğim anlamına gelmiyor. Hatta hemen size ilk (ve son) maça gidişimi anlatayım.


Yıllardan 97, Zeytinburnu Atatürk Öğrenci yurdunda, her erkeğe düşen 300 gr. kızdan biriyim. En sağlam kankalarım mesut ve egemen ve gürkan. Bu üç genç, yokluğun da verdiği sevecenlikle bana Eminönü'de miyavlayan lahmacunlar ısmarlıyor ve beni yurdun komşusu sanayi mahallesinde, halk ekmek boyutlu sıçanlara karşı kahramanca savunuyorlar.


Velhasıl bu üç kafadar Fenerli, son derece centilmence beni maça götüreceklerini açıkladılar bir gün. Antalya spor-Fener maçıydı Kadıköy'de. Gelmesem küsecek, gelip bir de coşarsam bana tapacaklardı. Kadınım, tapılmaya hayır diyemem. Vapurdan Şükrü Saraçoğlu'na kadar koştuk, geç kalmıştık, öyle diyorlardı. Sonra stadın hemen önündeki düzlükte duruduk. Ciddiyetle etrafımı sardılar ve benden "sonsuza dek fenerbahçeli olma yemini" etmemi istediler. Çok güldüm, ta..ak geçtim ama ciddiyetleri bozulmadı, hatta muhabbete kaynayan 80 kadar taraftar, köfteci ve eli piçaklı dönerci etrafımızı sardı.

O gün, stad girişinde 90 tanıkla ben, hayatımın sonuna dek fenerbahçeli olacağıma dair, namusum, şerefim ve sağlam olsun diye annemin başı üzerine, yemin ettim.

Hikaye bitti gelelim gerçeklere; tanıdığım tüm Fenerlilerin gözüne çekinmeden lastik atabilirim. (siz dahil egemen ve mesut ve gürkan) Nedir aabi bu? Manitadan çok sevmeler, takımı yenilince ev ahalisine küsen koca koca adamlar, birbirini döner bıçağıyla okşamalar, kupa alınca yannışcıktan adam vurmalar?

Geçen Beşiktaş Çarşıya indim, Feneri yendikleri gün, bi porsiyon hamsi kapıcam, yok. Etraf mahşer kalabalığı, gözlerini top bürümüş adamlar, coştukça çocuşuyo. Mahalleyi yıksalar kimse çıkıp "evladım içerde hastam/çocuğum var" felan diyemez. Amaçları kutsal çünkü. kutsii.


Diyelim ki Ursula le Guin gerçekliğinde vice versa, kadınlar olsun taraftar; beş yüz kadın omuz omuza, bir elde biramız, bir elde meşalemiz, böğüre böğüre geziyoruz. "Babanızın pipisine öyle binicez, babanızın pipisi bize hasta alalala"

Ne oldu, hoşuna gitmedi mi? Terapi gibi olcak ama bize de yaaa?


Konu yine uzadı, ama inanır mısınız insan memleketteki erkek popülasyonunun %95'ini bi kalemde harcamak üzereyken bi mahsunlaşıyo böyle... (Dininize küfretsem daha iyi biliyorum, ama tabiyatım böyle, işte bunu seviyorum...)




Galatasaraylılar: Zengindir bu. Lisesinde okumuşu zaten henüz bi kaç tepe yaratıp geldiğinden, öyle çok coşmaz, efendi durur. Gerekirse oturduğu yerden ağır ağır doğrularak ve ince bacakları üzerinde siporcu zerafetinde yaylanarak, adama kafayı kor. (GS liseli ademler hakında ayrıca yazılacak, bittiniz olm siz sapık, tomtom, barnabi - kendime not vol. 2 ) Cebindeki parayla doğru orantılı olarak şaibeli ve şikeli bir kişiliğe bürünebilir. Jipinin yan koltuğunda oturan da zaten çakma sarışındır. Zengin ve züppe değilse kesin özentidir biraz, batıya felan. Tuttuğu ikinci takım Manchesterdır.


Fenerliler: Ay kıyamam, bu çok duygusal, yengeç mi dersin, balık mı, o derece. Kadıköy barlar sokağında içerken, hisli brit yahut seattle havaları dinliyor ve İstanbul'un anadol yakasında oturduğundan kendini özel hissediyor. Takımına yazdığı öyküleri yastığının altında biriktiriyorsa ona nasıl kızabiliriz? Hanımına bir gün çıkıp "You will never walk alone" diyebilmiş mi? Demez de zaten, mazallah incileri saçılır. Onun gözyaşlarını sileceği yegane mendil, sarı lacivert bir üniformadır. Ha bi de Fener yendiğinde çok pis sevişir, ne yazık, çok sık olmaz bu.


Beşiktaşlılar: Çarşı boyz belki de dünyanın gördüğü en yaratıcı tribün ekibi, kendilerini yerinde, dalında, adeta gül gibi seviyorum. Zaten Beşiktaşlı yerinde ağırdır, halktır, emektir. Emekçiliğin verdiği bir eziklik mi artık, yoksa hayatta başka bir avuntu bulamamak mı? Takımının sipora vermediği enerjiyi o slogana harcar. Oysa o kreatif enerjiyle ne metin yazarları yetiştirirdiniz oğlum mutelif ajanslara? Kaç popçu çıkartırdı çarşı, biliyon mu sen? Paraya para demezdiniz ULAN! (Anarşinin A'sıyla başlarım.)

Velhasıl bacılar, son iki tane takım tutmayan Türk erkeği kalmıştı stokta, birini ben kaptım. Milli maçlar olmasa top nedir bilmez.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Teşekkürü Borç Bilmem mi?


Nasılsın sevgili günlük?


Beni sorarsan bugün biraz Gothım Siti gibiyim, kasvetli, ağır, ürkünç bi şekilde erotik...


Lady Gaga'yı düşünüyorum son klibinde; meğer kendisi Cher ve Hande Yener'i bivicut edip üretilmiş bir çağdaş sanat enstalasyonu değil miymiş? Bilime bu noktada "pes" diyorum, yavrucuğum kansere çare üretceksiniz de ne olacak zati? Bundan seri üretim yapın her mahalleye, çok daha ilginç, valla. (bu arada o topukluları kim giyecek diye merak ederdim çıktığından beri, sen tabi ki, sen birtanem)


Öte yanda Gossip Girl 3. sezondan bi bölümün inmesini bekliyorum, Lady Gagavuz çıkacakmış, disko stiğine kurban. İnternetin de g.tünü yiyesim geliyor; lüzumlu, lüzumsuz her şey elimizin altında.(in google we trust)


İnternet demişken, aylık 10bininci tıkımıza istinaden, belki fark ettiniz, datkom soyadını edindi hayatımın erkeği. (alkış-kıyamet efekti.) Kendi kendine yapmadı bunu tabi, yer yer beni sinirden mora kesen iki iş arkadaşımın destek ve çabalarıyla bu günlere geldik: Alperen ve adaşım Deniz, teşekkürü borç biliriz.


Size Alperen ve Deniz'den bahsetmek istiyorum aslında; çok efendi çocuklardır. Alperen her şakayı kaldırır, yeterli mandalini verdiğiniz sürece yüzüne küfretseniz s.klemez. Cin fikirli, tunç bilekli bi metin yazarıdır. Deniz, kafein ve powerpoint bağımlısı bir stratejist ve motorcudur.(site adresini o aldığı için -parasıylan- hakkında daha öte tespitlerimizi yazamıyoruz.


Alperen vaktiyle canlı yayında "Hugonun da .mınakoyımım" diyen çocukmuş. Büyüyünce Hugo olması kaderin bi cilvesi. (Alperenle alacak verceğimiz yok, ona dere tepe düz gidebiliyoruz.)


Velhasıl, yeni yayın dönemimizde, insan türüne saydırmaya devam. Şimdi camdan bakıyorum da, İstanbul stefan king romanı gibi olmuş, dışarda göz gözü görmüyo. Dizi izliyceğime boğaza insem daha bile iyi sanki. Siz de inin, yarım saate boğazda buluşalım.

02 Kasım 2009 Pazartesi

Cihangir Erkeği (Yöresel Lezzetler 1)




Cihangir eskiden bağlık bahçelikti. Bu dediğim çok eski tabii; Fatih'in oğlu Cihangir, vaktiyle burdaki bağ bahçede Türk sanat musikisi sanatçısı gibi dal koklaya koklaya gezerken, Boğaz manzarasına bakarmış. Müstesna semtimiz adını, işte bu romantik şehzadeden almış.


Ben kente düştüğümde, Cihangir çoktan dersaadet entelijansına yataklık etmeye başmış, Cihangir erkeği de romantikten arızantrik (arızalı - egzantrik) üst kimliğe evrilmişti. Kimler yoktu ki yarebbim, yöresel manyak seçkisinde? Rock starından çizerine, sinemacısından solcu şairine türlü art-ist kafası, reklamcısı, goygoycusu, frankafonu, travestisi, zorro kostümü giyen bakkalı, gayi, gayimsi çakalı...


Koca bir memleketin sanat sepet işini çıkartırken, allah ne verdiyse itişen bu erkek türünün alt segmentasyonları incelemekle bitmez efendim. O yüzden göz alabildiğine genelleyeceğim; 4 temel modelde incelememiz aşağıdadır. (Bu blogdan sonra cihangir sokaklarında meşale ve tırpan ile kovalanacağımı tahmin ediyorum. Ya da scooter ve boş bira şişesiyle...)


Biiir ) Marketing Kurbanları: Son yılların gözde sporu, "Cihangir'de onenight standleme" hikayelerinin büyüsüne kapılmış adamdır bu. Ağızdan ağza, adeta domuz gribi gibi yayılan "cihangirde hatunlar teklif ediyormuş" marketingiyle, çılgın partilere koşmuştur. İş bu sebeple her ay, Akyolda bir apartmanın kalorifer kazanıyla paylaştığı dairesine 1500 lira bayılır. Kazan kira ödememekte ve / fekat duvarlara spreyle yapılmış dandik stensıllarla birlikte, eve bienal havası vermektedir. Virale kanan adam, mumuşa koşmuştur belki, bu onun sürekli çeşitli artistik procelerle para kırmayı planlamasına engel değildir. Firuzağa kahveye oturup, 8 çaya katık kaç proce bitirir (kafada), aklınız durur.



İkiii) Online Taşkafalar: Her nevi kreatif üretimin cefasını çekmek üzere tasarlanmış teknik adamlardan oluşan depresif bir topluluktur. Kazandıkları parayı yiyecek vakit bulamadıklarından içmek, çekmek, hatta bazen burna itelemek zorunda kalırlar. Onun dışında duş hariç her yerde, kucaklarında kağıt inceliğinde ve kuğu beyazlığında bi laptop oturur. Yaşandığı anda nettedirler lakin çet, tvit, feysbuk, citalk dışı insani iletişim becerileri pek gelişememiştir. Kikide japon gözlerle etrafı radarlayan ve Gerekli Şeyler'den "acı çeken/kıyafetleri yırtılmış/manga/liseli kız" oyuncağını evine alan adam bu cemaata mensuptur. Gizli cemaatlerinin iki temel sembolü; kemik çerçeveli gözlük ve beyaz (ya da tercihan su mavisi) scooterdır.



Üüüç) Semi-h-Ünlüler: Bak Semih, on küsür yıl önce çıkardığın albümü, oynadığın ağalı diziyi, kominist derginin köşesine dobraladığın yazıyı, kısaca seni, pek çıkartamadım. Elbet şu güzelim fri seks cumhuriyetinde sana da verecek birileri çıkacak, neden olmasın? Lakin bu yaşlı ve mesleksiz olduğun gerçeğini değiştiriyor mu ha? Yeni çıkardığın singılda sözlerin kuburda ve bizzat kubura yazıldığını, deri pantolununla ancak jim morrisonun sağ ta.ağına benzediğin gerçeğini, usumuzdan siliyor mu? Elinden geçtiği idda olunan kadınların ve şu an ünlü eski dostların hikayelerince üzüyorsun beni Semih. O kadar üzüyorsun ki seni düşündükçe sokaklara fırlayıp, people are strange söyleyerek vahşi danslar etmek istiyorum.

Dööört) Sefa'nın Birleştirdikleri: Eski Türk filmlerinin "Küçükbey"i, Avrupa dönüşü doğruca evdeki hizmetli dilsiz kıza hallenen konsept adamın, çağımıza yansımasıdır. Haklarında kurduğum akademik cümleleri hakkeden özgeçmişleri, newyork, london ve paris ile doldur; kendileri de ufak boy bir acans, prodüksyon firması felan yönetirler. Evlerinden brunch, crunch, parti eksik olmaz; her tür malzeme akıtılır, bademler bayıltılır. Bunların bi kısmı frankofon, bi kısmı Ankaralıdır. Aralarındaki temel fark; Ankaralıların ocakbaşında, frankofonların balık eşliğinde rakı içmesi, temel ortaklık ise son kerte self goygoycu adamlar olmalarıdır. Evleri jetset club ambiyansında döşenmiş ve duvarlarca ecnebi dergi/kitap/dvd raf çözümleri ile entellektüelizé edilmiştir.






Biterken.... Daha dün akşam Cihangir'deydim; vintaj satan arkadaşlarımı ve doomgünü kızı datayı ziyaret ettim. Yolda çok dobişko kedilere rastladım. Haklarında bunları diyeceğimi bildiğimden, insanlara kaldırıp kafayı bakamadım...