22 Haziran 2009 Pazartesi

Yogini Olsam Yine de Sever misin Beni?


Yogini, yoga yapan bireyin dişisine deniyormuş efendim. Ben de yeni öğrendim. Ve fazla oyalanmadan söyliyeyim; Hayır sevmezdin sayın okuyucu. Çakralarımın tamamı kabak çiçeği misali açılsa, ceylan gibi sekerek uzaklaşırdın bu blogdan. Neden mi? Az bekle, anlatıyorum.


Haftasonu yoga hocamın gazıyla dinamik meditasyon kampına katıldım. Meditasyon diyince göt üstü oturup, içimizdeki korkuları, çözümsüzlükleri keşfettik sanıyorsan, yanlışlardasın ayrıca. At gibi tepiştirdi sağolsun bizi basketbol koçundan tarnsforme gurumuz. Ne bacak kası kaldı, ne karın, her yanım nal gibi tutulmuş. Şimdi, afedersiniz hiçbişeye sinirlenecek, yardıracak, şirretlik edecek kök enerjisini bulamıyorum içimde. Sinirlenemeyince haliyle pamuk gibi bir mal beyanı kalıyo benden geriye. Nooldu, skti attı mizahımın kaynağını meditasyon.


Oksijen kafası, meditasyonun temeliymiş, başka şeyler söylerlerse aldırmayın. Halbuki ben, seneler boyu katran ve dumanla itinayla kapamışım kanallarımı. Ellemesene benim yandan yemiş algımı emücük? Ben dünyayla kavga edemezsem ne okuycak burada sevgili okur? "Sevgi içimizden evrene yayılan eöğğğ", "Dünyayla kendini bir algılayan beğüüvv", " Farkındalıkla hayattan zevk alalalalala".


Essahtan diyorum, şu gün iş arkadaşlarım yine benden "odadaki tek kız olmam vesilesiyle" ya Türk kahvesi, ya da çamur güreşi talep etseler (evet genelde bunları talep ediyorlar) buna bile sinire kesemiycem. Kahve telvesini öteme berime sürüp, müştem kızlardan birine dalıcam. Neyseki durumdan haberleri yok, içimdeki canavarım oksijen kafasıyla dağıttığını fark etmediler henüz.


Peki peki anladık, yogini olsam benden bana hayır gelmeyecek.

Peki yogi adamdan size hayır gelir mi?

Yine derdiniz bu, sizi bilmez miyim...


* Yogi adam sinirleri aldırılmış halde yalın ayak, başı kabak, götünde tercihan bol bi basma dolanıyor. Çok iyi kalpli ay kıyamam, doğa saygısı onda, varoluş bilinci onda... Ve sen bu adamı götürüp müthait babanın karşısına koyuyorsun. Parmak arası terlikle istemeye geliyo seni. Annen belik belik saçından tuttuğu gibi sokağa atmaz mı? Baban o belindeki urbayı çözüp adama yedirmez mi?


* Hadi diyelim kılığı topladık, sakalı saçı kestirdik. Rahat adam bu yogi; su istemez, ekmek seçmez, götünü taşla silse gıkı çıkmaz. Apartman toplantısında kömürlüğünüzü gaspeden ve bahçenize çöp saçan komşuları nasıl haklıycak sence? Sevgi çemberiyle mi? Trafikte taksi ve dolmuş şöförlerine "namaste namaste" yol verince noolcak? Çıldırcaksın. O rahatladıkça sen sinir hastası olacaksın.


* Diyelim ki zaten sinir hastası birisin ve yanında fino gibi yogi taşıyosun, okey. Tantrik seks, taocu sevişme derken, yogi adam bi şekil aklını almış, anladık. Peki ya Osho'cu özgürlükçü, ay ilişkide codepandans, nebileyim, sahiplenicilik olmasıncı çıkarsa sevdiğin o yogi? Sevgi çemberi diye yola çıkmış adam, iki kişilik çember olur mu hiç? Kimbilir kimleri katası var araya. Ah yavrum, oldun mu iki katı sinir hastası.


* Bir de bu kardeş tabi Türk olacak. İsterse yedi düvelin Osho, yoga, miki merkezlerini gezsin, Türk kalacak. İsmini değiştirip kendine sanskritçe "şevkat, yüce gönül, beşinci göz, duygu seli" anlamına gelen isimler alacak. Yılların Tankut'u oldu mu sana Dharma Tankui? O parmak arası terliği alıp, dötüne iteleyesin gelmeyecek mi?


Velhasıl, yoga yapınız. Yapana bulaşmayınız.
Bİ DE BU SEFERLİK YAPAMDIĞIM MİZAH İÇİN BENİ SEVGİYLE AFFEDİNİZ.

14 Haziran 2009 Pazar

Leşo Deniz


Ofiste oda arkadaşım olan beylerin koyduğu adıyla ben, nam-ı diğer Leşo Deniz, idda ediyorum başlı başına bir türüm. Nice incelemelere, araştımalara gebeyim. Lakin bi mercek tutanı görmedim şimdiye dek. Nalet olsun müsade buyrun da anlatayım.


Leşo Deniz türü genelde evde yaşar, çok daralırsa kırlık bahçelik ortamları tercih eder. Orta ve lise eğitimi boyunca gereğinden uzun, ebleh ve gözlüklü olagelmiş tüm kızlar gibi, mezuniyete dek dansa kaldırılmamıştır. Dahası kendini ilk dansa kaldıran hödük ve kendinden kısa erkek arkadaşı değil, az sonra yiyeceği dayaktan habersiz sınıf arkadaşıdır.


Laf erkeklerden açılmışken, Leşo Denizler cinselliği keşfin ilk yıllarında, bodoslama giderek ortamın en hıyarto, en dingil, en lombak herifine toslarlar. Bunu bir kere yapmaları da akıllanmalarını sağlamaz. Adeta arıza mıknatısı, yavşak paratoneri gibi işlev görürler. Bir ihtimal ileri derece miyop olmaları, işleri kolaylaştırır. Bu cins, ilk gençliğinde tanımadıklarına selam vere vere, gözlüksüz havalı olduğunu sanmıştır.


Leşo Denizler karanlık pek çok yan taşır ve kuaför salonlarında bulunamamak bunlardan biridir. Ne ağda, ne manikür, ne fön; kokoşluk yanlarına uğramamıştır. Bu meziyetleri yıllarca çalışarak, diğer kadınları gözlemleyerek edinmeye çalışırlar. Yine de Suavi koltukaltları jiletle tanışana dek baki kalır.


Bu kızlar, akranları makyaj öğrenirken günde 12 saat kitap okur, on altılarında aşk mektubu katipliğinde ustalaşırlar. Bu, takdir edersiniz ki o yaşlarda son derece lame bir harekettir. Leşo Denizler çıtır günlerinde su katılmamış kek insanlarken, yaşlandıkça zavallı varoluşlarına ramen hayatta kalmayı öğrenirler.


Küfürbaz, elde sigara volta atan, huysuz virjin kıvamında nüktedar, eski sevgilileri tarafından vudu bebeği yapılan kadınlara dönüşür Leşo Denizler. Bazıları giyinmeyi, bazıları soyunmayı, kimisi yılan gibi laf satmayı öğrenir. Ne de olsa kendisini dahi sanan kreatif dümbüklerin bağğyan tarafına tekabül ederler.


Bir cümle kadın ürününe pipililer tarafından çakılan reklamlara ana avrat düz giden, yoga yaparken aşk-ı memnu izleyen, barda calbda hakim olamadığınız elinizi kolunuzu kıvırıp iade eden, lakin alkolün kana karışmasıyla en az beş kişinin sağını solunu sigarayla şişleyen, işte o hayvan, işte o tutarsız, o meymenetsiz kadın benim efendim.


Türümü beyaz Türklerce işletilen herhangi bi yaratıcı ofisten sorarsanız, barmakla işaret ederler; "aha bu" deyu.

Sormayın. Mersi.

03 Haziran 2009 Çarşamba

Pay Çıkaran Adam


Aslen "Pay Çıkartmayan Adam" diye başlık açıp, neredeyse boş küme olan bu türü incelemek daha uygun düşerdi. Zira toplumumuzun geneli maalesef "sürekli kendine pay çıkartan adamlar" ile doludur.

Pay Çıkartan Adam, kolsuz tsört giydiğinizi gördüğünde, bunu "kendisine sütyeninizi göstermek istediğinize" yorar. Kısa etek giyildiyse, "o göt en kötü ihtimalle bakılmak, en iyi ihtimalle ellenmek" arzusundadır. Hele ki pay çıkaran adamla mazallah seks meks mevzuu konuşursanız, bittiniz kızım siz. Hem onunla, hem de abazan kankasıyla grup halinde sevişmek istiyorsunuzdur besbelli.

Pay çıkartan adam görmemiş değildir. Görmüş ama yetinememiştir. Algısındaki derin travmatik bozukluk, çevresindeki her kadını potansiyel verici, kendisini de her durumda müstahak alıcı olarak tanımlamasını sağlar. Almışlığı da yoktur ha, yanlış olmasın! Pay çıkartan adamı yaşatan, bir sefil umuttur.

Tuvaletten çıktığında ellerini pantolonuna sürerek kurulayan kadın, pay çıkartan erkeğe "gözümün içine bakarak götünü okşadı" gibi görünmektedir.

Sokaktan geçerken açılan bağcığını bağlamaya çalışan kadın, pay çıkartan adama "aniden gel dercesine domaldı" gibi gelmektedir.

Nasıl beyler, çok tanıdık "gibi gelişler" yanlış mıyım?

Velhasıl, pay çıkartan adamdan korunmak, kadın için elzem bir durumdur. Buyrun korunma yöntemlerimizi inceleyelim:

Allahım sen sabır ver yöntemi: Bu methodda kızlarımız, pay çıkartan erkekle muhattab olmadan, onu force'a emanet ederler. Kendileri bi süre sonra yolda bağcık bağlamaktan geçtim, kalabalık içinde 30 derecelik açıyla herhangi birşey yapmaktan imtina ederler. Dolmuşta erkek yanına oturmaz ve mümkünse her yere başlarında er kişileriyle giderek, dötlerini sağlama almaya çalışırlar.

Koy Götüne Rahvan Gitsin Yöntemi: Bu yöntemi uygulayan kızlarımız, önce bir ipod ve güneş gözlüğü edinmelidir. Yolda, kafede atılan lafı duymamak ve aç bakan gözleri seçmemek için, için sürekli ipod ve gözlük ile gezilir. Kıyafette ve duruşta bir değişiklik olmaz.

Egonun Duvarlarına İşeyeceğim Taktiği: Bu durumda kadınımız sinirden şirret bir kişiye dönüşmüştür. Dekolteyi kesen iş arkadaşına "Hayırdır, birine mi baktın bilader?" demekten çekinmez. Yolda laf atana hareket çeker, arkadaş ayağına elli kollu sarkanın kolunu kıvırıp, "Deymesin yağlı boya, ehühehe" diye Recep İvedik tonlamasında kahkaha atar.