21 Kasım 2009 Cumartesi

Teşekkürü Borç Bilmem mi?


Nasılsın sevgili günlük?


Beni sorarsan bugün biraz Gothım Siti gibiyim, kasvetli, ağır, ürkünç bi şekilde erotik...


Lady Gaga'yı düşünüyorum son klibinde; meğer kendisi Cher ve Hande Yener'i bivicut edip üretilmiş bir çağdaş sanat enstalasyonu değil miymiş? Bilime bu noktada "pes" diyorum, yavrucuğum kansere çare üretceksiniz de ne olacak zati? Bundan seri üretim yapın her mahalleye, çok daha ilginç, valla. (bu arada o topukluları kim giyecek diye merak ederdim çıktığından beri, sen tabi ki, sen birtanem)


Öte yanda Gossip Girl 3. sezondan bi bölümün inmesini bekliyorum, Lady Gagavuz çıkacakmış, disko stiğine kurban. İnternetin de g.tünü yiyesim geliyor; lüzumlu, lüzumsuz her şey elimizin altında.(in google we trust)


İnternet demişken, aylık 10bininci tıkımıza istinaden, belki fark ettiniz, datkom soyadını edindi hayatımın erkeği. (alkış-kıyamet efekti.) Kendi kendine yapmadı bunu tabi, yer yer beni sinirden mora kesen iki iş arkadaşımın destek ve çabalarıyla bu günlere geldik: Alperen ve adaşım Deniz, teşekkürü borç biliriz.


Size Alperen ve Deniz'den bahsetmek istiyorum aslında; çok efendi çocuklardır. Alperen her şakayı kaldırır, yeterli mandalini verdiğiniz sürece yüzüne küfretseniz s.klemez. Cin fikirli, tunç bilekli bi metin yazarıdır. Deniz, kafein ve powerpoint bağımlısı bir stratejist ve motorcudur.(site adresini o aldığı için -parasıylan- hakkında daha öte tespitlerimizi yazamıyoruz.


Alperen vaktiyle canlı yayında "Hugonun da .mınakoyımım" diyen çocukmuş. Büyüyünce Hugo olması kaderin bi cilvesi. (Alperenle alacak verceğimiz yok, ona dere tepe düz gidebiliyoruz.)


Velhasıl, yeni yayın dönemimizde, insan türüne saydırmaya devam. Şimdi camdan bakıyorum da, İstanbul stefan king romanı gibi olmuş, dışarda göz gözü görmüyo. Dizi izliyceğime boğaza insem daha bile iyi sanki. Siz de inin, yarım saate boğazda buluşalım.

02 Kasım 2009 Pazartesi

Cihangir Erkeği (Yöresel Lezzetler 1)




Cihangir eskiden bağlık bahçelikti. Bu dediğim çok eski tabii; Fatih'in oğlu Cihangir, vaktiyle burdaki bağ bahçede Türk sanat musikisi sanatçısı gibi dal koklaya koklaya gezerken, Boğaz manzarasına bakarmış. Müstesna semtimiz adını, işte bu romantik şehzadeden almış.


Ben kente düştüğümde, Cihangir çoktan dersaadet entelijansına yataklık etmeye başmış, Cihangir erkeği de romantikten arızantrik (arızalı - egzantrik) üst kimliğe evrilmişti. Kimler yoktu ki yarebbim, yöresel manyak seçkisinde? Rock starından çizerine, sinemacısından solcu şairine türlü art-ist kafası, reklamcısı, goygoycusu, frankafonu, travestisi, zorro kostümü giyen bakkalı, gayi, gayimsi çakalı...


Koca bir memleketin sanat sepet işini çıkartırken, allah ne verdiyse itişen bu erkek türünün alt segmentasyonları incelemekle bitmez efendim. O yüzden göz alabildiğine genelleyeceğim; 4 temel modelde incelememiz aşağıdadır. (Bu blogdan sonra cihangir sokaklarında meşale ve tırpan ile kovalanacağımı tahmin ediyorum. Ya da scooter ve boş bira şişesiyle...)


Biiir ) Marketing Kurbanları: Son yılların gözde sporu, "Cihangir'de onenight standleme" hikayelerinin büyüsüne kapılmış adamdır bu. Ağızdan ağza, adeta domuz gribi gibi yayılan "cihangirde hatunlar teklif ediyormuş" marketingiyle, çılgın partilere koşmuştur. İş bu sebeple her ay, Akyolda bir apartmanın kalorifer kazanıyla paylaştığı dairesine 1500 lira bayılır. Kazan kira ödememekte ve / fekat duvarlara spreyle yapılmış dandik stensıllarla birlikte, eve bienal havası vermektedir. Virale kanan adam, mumuşa koşmuştur belki, bu onun sürekli çeşitli artistik procelerle para kırmayı planlamasına engel değildir. Firuzağa kahveye oturup, 8 çaya katık kaç proce bitirir (kafada), aklınız durur.



İkiii) Online Taşkafalar: Her nevi kreatif üretimin cefasını çekmek üzere tasarlanmış teknik adamlardan oluşan depresif bir topluluktur. Kazandıkları parayı yiyecek vakit bulamadıklarından içmek, çekmek, hatta bazen burna itelemek zorunda kalırlar. Onun dışında duş hariç her yerde, kucaklarında kağıt inceliğinde ve kuğu beyazlığında bi laptop oturur. Yaşandığı anda nettedirler lakin çet, tvit, feysbuk, citalk dışı insani iletişim becerileri pek gelişememiştir. Kikide japon gözlerle etrafı radarlayan ve Gerekli Şeyler'den "acı çeken/kıyafetleri yırtılmış/manga/liseli kız" oyuncağını evine alan adam bu cemaata mensuptur. Gizli cemaatlerinin iki temel sembolü; kemik çerçeveli gözlük ve beyaz (ya da tercihan su mavisi) scooterdır.



Üüüç) Semi-h-Ünlüler: Bak Semih, on küsür yıl önce çıkardığın albümü, oynadığın ağalı diziyi, kominist derginin köşesine dobraladığın yazıyı, kısaca seni, pek çıkartamadım. Elbet şu güzelim fri seks cumhuriyetinde sana da verecek birileri çıkacak, neden olmasın? Lakin bu yaşlı ve mesleksiz olduğun gerçeğini değiştiriyor mu ha? Yeni çıkardığın singılda sözlerin kuburda ve bizzat kubura yazıldığını, deri pantolununla ancak jim morrisonun sağ ta.ağına benzediğin gerçeğini, usumuzdan siliyor mu? Elinden geçtiği idda olunan kadınların ve şu an ünlü eski dostların hikayelerince üzüyorsun beni Semih. O kadar üzüyorsun ki seni düşündükçe sokaklara fırlayıp, people are strange söyleyerek vahşi danslar etmek istiyorum.

Dööört) Sefa'nın Birleştirdikleri: Eski Türk filmlerinin "Küçükbey"i, Avrupa dönüşü doğruca evdeki hizmetli dilsiz kıza hallenen konsept adamın, çağımıza yansımasıdır. Haklarında kurduğum akademik cümleleri hakkeden özgeçmişleri, newyork, london ve paris ile doldur; kendileri de ufak boy bir acans, prodüksyon firması felan yönetirler. Evlerinden brunch, crunch, parti eksik olmaz; her tür malzeme akıtılır, bademler bayıltılır. Bunların bi kısmı frankofon, bi kısmı Ankaralıdır. Aralarındaki temel fark; Ankaralıların ocakbaşında, frankofonların balık eşliğinde rakı içmesi, temel ortaklık ise son kerte self goygoycu adamlar olmalarıdır. Evleri jetset club ambiyansında döşenmiş ve duvarlarca ecnebi dergi/kitap/dvd raf çözümleri ile entellektüelizé edilmiştir.






Biterken.... Daha dün akşam Cihangir'deydim; vintaj satan arkadaşlarımı ve doomgünü kızı datayı ziyaret ettim. Yolda çok dobişko kedilere rastladım. Haklarında bunları diyeceğimi bildiğimden, insanlara kaldırıp kafayı bakamadım...



25 Ekim 2009 Pazar

Aşk-ımdan Memnu-un musun?



Değilim, açık konuşacağım, Aşk-ı Mennu'nun tüm kadrosuna kılım. Bazısını deri kemerle pataklamak, bazısını kızgın zeytinyağında pembeleştirmektir niyetim. Mesela Beren tereyağında da nefis olur, yanına sarımsak, soğan, bi kaşık salça, dadından yenmez.


Aşk-ı Menu'nun kitabına 23 tl fiyat biçiyor kabalcı. Takoz gibi de maşallah, uşakkizade yasak aşktan 31e, insan halet-i ruhiyesini yazmış da yazmış. İlk Türk romanı sayılıyor kendisi, sanatsal inceliğinden sual olunamıyormuş. Şahsen 23 tl vermeye elim gitmedi, okumaya da üşendim, hazır çekilmişi varken değil mi ya? (Bu beyanat bi yazarın sonu olmalı)


Tahlil-i Karakter


Adnan Bey: Geçen yüzyılın başından beri memleketin en tanınan boynuzlusu olmak nasıl bir his Ednan? Sana acıyorsam namerdim. Ne kremalı pasta önünde ümit yaşar* okuyuşun, ne karını "birlikte olmaya mecbur edişin". O bıyığın yok mu ednan, alaska mantarı gibi hektarlarca, en az 15 bıyıklık yer kaplayan o fırça, ağzından çıkacak herşeyi geçersiz kılıyor. 60 yıllık pipine bakmadan 25lik çıtırı yalıya soktuğunda, hiç mi düşünmedin ey ednan? Halbuki matmazele vakitlice kaynasaydın, şimdi mes'uttun, bahtiyardın. Oysa şimdi sen tahta oyarken (daha sikko bi hobin olabilir miydi ednan?), ensenin dibinde hanımını oydular. Hem de ne oymak, reytinglere doğru, burgu burgu. Behlül piçini de kamışa su yürümeden Avrupa'ya salacak, daha da yurda aldırtmayacaktın. Neyse geçmiş olsun ednan, lakin bilesin seni batı değil, bıyığın yaktı, önünü göremedin bence.


Behlül: Hani o heyecan bastığında felan, dudakların, kulaklarının ucu, böğrün falan kızarıyo ya Behlül, sarı kıllarının arasından az pişmiş tavuk eti gibi ya hani, işte o vakitlerde sabo terlikle ağzına vurasım geliyor. 2. sezonun ortasına geldik, Behlül Bey'in küskü itelemek ve üstü açık arabada terso hareketlerde bulunmaktan gayrı marifetini göremedik. Saçlar desen santrafor, vicut desen yeni baş vermiş genç kız memelerin var, havan kime ulen yanaşma parçası? Romanda en azından Galatasaray talebesiydin, entele benzerdin, modernite falan... 21. yy versiyonun tam teşekküllü at hırsızı çıktı. Velhasıl senin ezdiğin parayı s.keyim Behlül, tez zamanda askere alınmasını dilediğim yegane insansın.


Bihter: Annemin bi lafı var Bihtercim, "Eteğini beline topladığı gibi köpük köpük yer silemeyen kadına, kadın demiyor". Oysa senin kadınlığın araya koyduğun yastıkta, dudağı büzüp, gözü patlatırken döktüğün gözyaşında, çünkü hepimizden multi tasking sin. Çok güzel olduğundan kukuşum, tabi ki evrendeki herşeyin en klasını hakkediyorsun. Keşke bir Bihter vakfı olsa hatta, sana varımızı g.tümüzü bağışlasak. Çünkü sen minnoşum, buna değersin; yeri gelir behlüle, yeri gelir habeş arabacıya, değmez misin bal gözlüm? Hakkındır bu arada, ikea tasarımı abajur gibi kahvaltıya inmek. Hakkındır bir kez bile kuaförde görmediğimiz halde seni, duştan, tecavüzden ve hatta trafik kazasından bile, pırıl pırıl yapılı saçınla çıkmak. Sende tatile çıkmak istiyorum Bihtoşum, varlığım, varlığına armağan olsun.


Nihal: Ednen'in hiç bahsi geçmeyen ilk hanımından olma, doğumda beyne oksijen gitmemesinden mütevellit biraz özürlü kızımız Nihal, 18ine midilli olarak basmayı başarmıştır. Her gün, sabah akşam matmazel tarafından tımarlanıp, piyano derslerine tabi tutulurken, Firdevs hanımın gazına gelip Behlül'e elletmeye karar verir. Sıkıcısın Nihal, pahalı kıyafete bu denli mukavemet gösteren bir beden daha görmedim ayrıca.

Habeş arabacı: İsmini bilirim sanıyordun di mi, şakacı seni. Uzatmadan söyliyeyim, öleceksin. Üstelik dizi on beş bölüm daha devam edecek kimse farketmeden. Köşkün kızı Nihal'e hallenen 21yy yorumuna istinaden; eserin aslında habeşimiz hadımdı. Bunca insan 110 yılda bir arpa boyu yol alamamışken, durumun kral abicim, ölsen de gam yeme bence. Katinaya felan bi güzellik yap, madem gidicisin.

Matmazel: X files'da medyumken, zamanı ve mekanı hiçe sayarak Aşk-ı Memnu dizisine ışınlanan matmazel, yolda orjinal parçalarını düşürmüş. Kitapta, eski fransız soylusu, anlı şanlı de courton iken, 21yy'a alamancı babalı olarak girmiş. Arada sürekli ev halkıyla, B&B itişmesiyle ilgili vijınlar görüyor görmesine ama marş bi türlü basamıyor. Halbuki siz de hatalısınız matmazel, hayır bu kez sesimi alçaltmayacağım, ednanı tavlamamaktaki ısrarınız 400 sayfalık romana neden oldu.



Firdevs Hanım: Herşeyi yak; şayet Uşaklıgil Nebahat Çehre'yi tanısaydı, putunu yaptırıp tapardı.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Üşengeç Adam


Siz bu bloga gelip gider, yeni yazı bulamaz ve benim tembel bir yazar olduğumu düşünürken sayın okuyucu, halbukisi neler neler yaptım ben.

Acansta tütün sardım, dize kadar çizme ve trençkot parası kazandım mesela. Henüz bu iki itemı almış değilim gerçi, olsun, hevesliyim, Nişantaşı yöresel kıyafetime bürüneceğim mevsim normallerinde.

Sonra tatile gittim; üç beş yaşlarında bebesi olan evli adamların tatilde baykuşa döndüğünü, etrafı kesicem derken egzorsist gibi kafalarını 360 derece döndürebildiğini keşfettim.

Tatilden döndüm, Gossip Girl ve Aşk-ı Memnu izledim. Serena Van Der Woodsen idolüm oldu, Bihterin zenginlikten başka hiç bir varoluş kaygısıyla açıklanamayacak kahvaltıya iniş makyajları yaşam gailem.

Ayşearmana duyduğumum hudutsuz tiskintiyi anlamlandırmaya çalıştım bi süre; Kenya'ya tek yön bilet parası biriktirmeye başladım İntimismi sütyenimde.

Hiç boş oturmadım yani, bana tembel diyemeyin, gelin başkalarına diyelim. Yazı uzuyor, ilgiler dağılıyor, farkındayım.

Üşengeç Adam Karakteristikleri:
- Şayet size akşam 8 de randevu verdiği halde 7.30 civarı halen PS3 başında göbeğini kaşıyan bir manitanız varsa, ona üşengeç adam denmez. "Adam" denir düzünden. Bacım nerde yaşıyon sen?
- Üşengeç adam, tv kumandasının pilleri bitince almaya üşendiğinden, evdeki kalem ve pipetlerden dürtgeç yapıp kanal değiştirmeye kasandır. Onu tanıyorum.

- Temizliğe veya temizlikçi tutmaya, hatta manitasını temizliğe ikna etmeye üşendiğinden, evinin çeşitli yerlerinde amorf yaşam belirtileri ortaya çıkmıştır. Tuvaletin ışığını kapatmadan çıktığınızda, inildeyen kuburu olan insan var. Bakın insan diyorum. Hala insandayız.
- Ey yeni müzik keşfetmeye üşendiğinden 35 yaşında hala metal dinleyen, hatta 2009 yılında hala, dötü emprimiş siyah kotu ve yakası degaje olmuş kolsuz AC/DC atletiyle gezen o aymaz, lafım sana. Kestir o lepiska saçla keçi sakalı, vakit kaybetme. Kotu derhal yak, atleti sevabına annene ver de de toz bezi yapsın.

- Sevgili olmaya üşendiğinden 5 senedir aynı kıza one night stand muamelesi yapan seni itazmanı, sana belediye baksın. Sana sebatla veren kızı da bohçacılar kaçırsın. Ama ne yapıp edip üremenin yolunu bulmayın, miskin geninizi geleceğe miras bırakmayın, bu da size son tavsiyem.


Daha yazardım ama tatlı bi uyku çöktü sanki, nasıl ılık lık böyle, üşendim. Fotoşopum kayboldu, nasıl kayboldu bunu anlatamiciim, uzun hikaye. Paintte yaptım görseli, kedi fotosu da koymadım demem bloguma.


Yine gelin... Daha sık tebelleş olacağım insaırkına bu kış. Tüm yaşanmamışlıklarım ve komplekslerim için hesab vereceksin ey insanlıık.

please please me o ye, like I please uu.

28 Ağustos 2009 Cuma

Küt Saçlı Olmanın Dayanılmaz "Hafifliği"


Ensenin açılmasından mı, biraz Heidi, biraz Amelie, aslında erkek bilinçaltındaki sübyan sevdasından mı? Bilmiyorum, bilemiyorum lakin bir başkadır erkek cinsindeki küt saç merakı.


Daha lisedeki manitam - hani şu benden epey kısa olan- "küt saçlı kızların tüm şımarıklığı çekilir" bildirmişti. Baya baya mit olmuş, yazısız bi kuraldan bahseder gibiydi üstelik. Ne demeye ciddiye almadım ki?


Aradan yıllar geçti ve ben saçlarımı çok skindirik renklere soktum. Neyse ki konumuz saç bakımı değil, yoksa tek tek anlatırdım; orielle pinçik pinçik yaktığım saçlarımı siyahla kapatayım derken nasıl tekir kedi rengine döndürdüğümü. Saça bakamıyorum yani ben, neyse ki konumuz saç değil.


Konumuz küt saçın pipili cinsi üstündeki hipnotik, maymunik etkisi ve işin daha acaibi, küt saçlı kızların da şımarıp yevşekleşmekteki iddası. Kimse bana Amelie'nin herkeslerin hayatına duyduğu ilgilin masum, Heidi'nin lemur yavrusundan şen olmasının da tesadüf olduğunu anlatmaya kalkmasın!



Hele A(yşe+rman)!! Yeryüzündeki küt saçlıların en tehlikelisi, the blond octopus! Kahkaları, küt sarı perçemleri ve enfes memeleriyle dünyaları sarmalıyor; kah Halis Toprak'ı, kah RTE'nin eski yağveri, pardon basın şeycisi, yoksa sekreter miydi, bendeki hafıza nanay, işte onu... Öyle sevecen, öyle global, öylesine sınır tanımayan gazeteci ki... Onu herhangi bir katagori içinde incelediğim için bi an kendimle kavga etmek istedim.



Küt saçın pipili cinsi üstündeki hipnotik ve maymunik etkisi'ne dönecek olursak;


* Tam olarak nasıl başladığını kestiremiyorum. Hem masum, hem seksi, hem çılgın, hem çocuksu imgelerle özdeşleşmiştir küt. Erkeklerde kıyak çekme, kibarlık s.çma gibi yan etkilere sebebiyet verir. Ama şevkatle, ama babacan gibi.


Tarihsel gerçekler 1) Jean D'Arc'ı s.kmeye kıyamadıklarından savaşta takip ettiler belki, kim bilebilir.



* Sevgili Sezen, Minik Serçe etkisini unutmamak gerek. Asi, tabudeviren ve ilginç olmasındır da ne olsundur küt saçlı allasen? Hele kahküllü modeller, ah o zülfü siyahım, natalie portmanın da az ekmeği yenmedi şu diyarda. Kahküllü küt saçı, vintaj entarisi ve lomo makinasıyla entel - enteresan (entelesan) cici kız modası geçmek bildi mi?


Tarihsel gerçekler 2) Tarihin ilk kahkül sahibi küt saçlısı Kleopatra hanfendiyi koca Roma paylaşamamıştır. "Allahım nasıl tarz kadın bu Agustus?" "Yapma be Sezarım altı üstü dans, yoga biliyo, gelme hemen gaza" geyikleri Collezyumun duvarlarında yankılanır hala, iyice kulak kabartsanız...

Hülasa, "küt saç" sadece bir saç modeli değildir, bir varoluş biçimidir.

Yerseniz, 30 kağıda Teşvikiye Makas'ta yepisyeni bir varoluş sahibi olabilirsiniz.

(Baya da ii kesiyolar, hele bi çocuk var ayakta kesiyo fönleyip, kıvırcık saçlı olan hani, ya işte yok mu saçlarının ucunu da orielle açmış... röfle de yapıyolar, 80 galba, ben gördüm gelen kadınların rengi güzeldi. böyle strawberry blonde hesabı, çiğ durmuyodu hiç...)

14 Ağustos 2009 Cuma

Beni Bana Ramen Seven Adamlar


"Asi bir kız gibi görünmektense, kokoş bir kız gibi görünmeyi tercih ederim."

deniz - Ağustos 2009

Çünkü erkekler içgüdüsel olarak asiyi ezip, kokoşu şımartmak eğiliminde olurlar.

Asla şımartılmamış değilim, şimdi yukarda allah var. Lakin, leşoluğun bedelini de katmerlisinden ödedim vaktiyle. (vaktiyle yazınca sanki yaşımı başımı almışım gibi bi his oluşuyo bende, sizde oluşmasın rice ediciim)

Ne diyorduk? Hah ilişkiler ve bedelleri, nefis malzeme. Tahmin ediyorum size de olmuştur; manitanız size delileeer gibi sevdalıdır amaaaa bi de "böyle" olmasanız...
- sokak çocuğu gibi giyinmeseniz mesela,
- parfümü az ya da biraz daha sürseniz,
- fazla konuşmasanız,
- mini giymeseniz,
- erkek kankanız olmasa,
- sigara içki içmeseniz,
- regl olmasanız,
- bok s.çmasanız da fesleğen s.çsanız...

Tüm bu isteklere istinaden, bir iyileştirme ve bayındırlık çalışması başlatılır. İyilikten maraz doğar lafı tam bu ortamda yeşermiştir; sizi iyileştirmek sakın sizi kontrol etmek, yönetmek ve yok etmek için düzenlenmiş bir tezgah olmasındır?

Hiç bir zaman yeterince edepli, akıllı, hanfendi, fingirdek, trend seten, para kazanan, sanatkar ruhlu olamayacaksınız! Hep bi tenkit ve sözde yapılandırma. Lakin hepsi aşk uğruna, sevda adına. Adın batsın yiğido!


Tabi bu tek yönlü bir otoban değil; karşılıklı yontuşma ya da 80lerin tabiriyle örselenme ilişkinin temel motivasyonu haline gelir zamanla. Adamın bileklerindeki çorap sıkığı izleri sizi hayattan soğuturken, sizin her karşılatığınıza anlattığınız cinsellik içeren şakalar manitanızı gerim gerim hasete sürükler.


Sonuç; kavga ve itişme tabi, ya ne olacağdı? Tabi en nihayetinde bol kanlı bir ayrılık bekler çiftimizi. (Ya da hanım kızımız tüm geçmişini, arkadaşlarını ve alışkanlıklarını red ederek, evinin kadını olur telli duvaklı. Bu modeli nerde nasıl incelesem pek bilemiyorum)


"Erkek arkadaşım beni bana rağmen seviyor", ya da -hadi bu kıyağımı unutmayın beyler- "kız arkadaşım olduğum gibi beni bi türlü kabullenemiyor, arıza çıkarıyor dingil" diyorsanız, buyrun tavsiye saati:


* Aşkın hallerinden sual olunmaz lakin aşık değilde "öyle ilişiyorum" kafasındaysanız, çok vakit kaybetmeden uzayın oralardan. 80ler geride kaldı; kimseyi evlenme vaadiyle kandırıp kirletmenin lüzumu yok.

* Çok aşık, çok vefalı, çok gerzek olabilirsiniz. Bu makul bir üçlüdür. Fakat sürekli kavga ve husumet içinde ilişecek kadar mazoşist olmayın.

* Sizi size ramen seven adamın aslen sizi sevmiyor olduğu gerçeğiyle yüzleşin. O varolmayan bi upgrated versiyonunuzu beğeniyor en fazla.

* İllaki sevgilinizin istediği kişi olacaksanız, tebrikler. Düğüne çağırmazsan valla gönül koyarım Asuman.



02 Ağustos 2009 Pazar

Kendilerini Klonlayan Anneler ve Kızları

*** Görseli aynen fffound ettiğim gibi koydum. allafaffet!


Konsept icabı aslen "kendilerini klonlayan babalar ve piçleri" diye bir yazı şıfttırtmam gerekirdi. Lakin on ay sonra gelen aile saadeti ve zaman zaman vecizelerinden lafı bağlamak suretiyle faylandığımız canım annemden yola çıkmış bulundum bi kere. Gerçi aile içi klonlama son kerte evrensel bi meseledir.



Tüm anneler kendilerini klonlamak ister; bana üreme zincirindeki istisnai oyunlarla gelmeyin.



Oğlan doğrurursa elinden geleni yapar anne milleti, lakin "anne kopyası erkek cinsi ve onların her hususta bikbikleme kaabiliyeti" de tamamen ayrı bir konu. Alfred Hitckok ve Sapık'a kadar giden histerik bir parelel evren orası.
Konumuz, kızlarını second life karakterleri gibi vücuda getirmeye hevesli, kaderi bu kez nakavt etmeye yeminli anneler, annelerimiz.



Ben bu sistemin bir mahsülü olarak dünyaya gelmiş bulunduğumdan, naçizane hayatımın son 12 senesini annemden öğrendiklerimi unutmaya adadım. Fak'at tüm veriler bariz bir biçimde işaret ediyor ki, hiç başarılı olamadım. Aile ziyareti dönüşü evin tüm fayans ve kapılarını çamaşır suyuyla ovmuş bulunmam, bir numaralı kanıtımdır.



Biliyorum kızkardeşlerim, sizin de anneleriniz dönem dönem sizden habersiz upgrade olan bir program gibi, hafızanızın en ikircikli kuytularında nöbet tutuyor."Erkek milletine kesitiğiniz tırnağı dahi vermemeniz" gerektiğine dair bilge savları hatırlatıp, o arada ocağı parlatmanızı sağlıyor.



Nasıl yaptıklarını bilmiyorum; belki uyurken ufak bir cihaz takıyolardır, ya da o leziz yiyeceklerin içinde dna nakletmeyi keşfettiler. Hepsinin süper yemek yapabilmesi tesadüf olamaz, sanmıyorum.

Velasıl, kendi boktan kaderimizi yaşamak için, derhal olaya müdahale etmeliyiz. Buyrun burdan edelim:

1) Annenizin hayatta yapmayacağı bir şey düşünün. Dövme olur bu, hazır ortam tatillikken manitayla outdoor fantezisi olur, içip içip çıtır yavrulara barlarda sarkma olur... Yapın onu!
2) Kıyamam, onun asla kendine layık görmediği pahalı lüksler vardır. Tüketin onu! Hatta abartıp bir masaja 80 lira para bayılın, üstüne de en janjanlısından bi kokteyl için kanyon civarı.
3) Güzel bi yeraltı romanı çakın; Chuck Palaknuik kesmezse Bukowski, çok fena hanımefendiye bağladıysanız mecbur Irvine Welsh. Titreyip kendinize gelin.
4) Bir akşam da oturup yalnız başınıza için. Balkonda bahçede, ince ince düşüncede, umutları hayalleri, yani şeytanın bizi yemek yapmaktan alıkoymak için uydurduğu tüm o keyifli şeyleri, hatırlayın tek tek.

Hiçbiri olmazsa, herhangi bir ocağı parlatmaya kaldığınız yerden, pekala devam edebilirsiniz.