15 Mart 2010 Pazartesi

Nil Gibi Değil Gibi


Bu aralar dünyayı her zamanki bilimsel, araştırmacı gazeteci, meraklı gözlerimle izleyemiyorum. Daha çok japone kısık gözler ve güneş gözlüğü ardına saklanma modundayım ki, modumu seveyim, bi de kırmızı şarabı, herneyse...

Bu ay çıkan Vogue dergisi, cebren ve hile ile benim de evime girdi. Onca sanatsal yayın arasında kendine uygun bir yer edinemeyip kanepenin altına kaçana kadar, içinden üj-bej kuple yazı okumayı bile becerdim. Ki bu kuşkusuz, genç kızların tartışmasız wannabe'si, özgür kız, reklamın kraliçesi Nil hanımın yazısıydı.

Aklımda kaldığı kadarıyla yazı şöyle başlıyor;


"New York'tayım, 5. cadde'de, üstümde pembe tütü eteğim, koşuyorum. Yağmur yağıyor ve kendimi çok özgür hissediyorum. Hayatımda ilk kez ailemden bu kadar uzağım. O New York günlerim olmasaydı ben özgür kız olamazdım."

Bunun Leşo Deniz versiyonu geliyor hemen aklıma, aşağı yukarı şöyle bişey;

"Kadıköy otobüs yazıhanelerinin önündeyim. Üstümde yapay deri ceketim, daha da fenası grunge tarzı oduncu gömleğim. Koşuyorum. Hayatımda ilk kez ailemden bu kadar uzağım ve Haydarpaşa gibi bi yapıyla karşılaşmışım. Kendimi köylü hissederek, binaya doğru ilerliyorum. O sırada Yazıcıoğlu'ndan fırlayan kopya CD'ciler önümü kesiyor; "Abla cüceli var, zencili var..." İşte o günlerim olmasaydı ben özgür kız olamazdım."

Bi de şu vardı; Nil kızımız, bi boy büyüğü Ayşe ablasıyla röportajlaşıyor. Ayşe abla Nil olmanın formülünü soruyor da, cevap şaşırtmıyor: "Ailesinin kuzusu, sevgilisinin göz bebeği, üstüne biraz şımarıklık, biraz özgüven..."

Bendeyse durum; "Ailenin gözüne 30 yıl giremediğin gibi, sevgililerinin genelde ilaçlayıp telef etmek istediği bi kişi ol. Biraz sinir hastalığı -genetik-, bi tutam depresyon, bolca ayarsız neşe..."


Fakirliğin, dışlaklığın, hayatında bi ecnebi memleket görememişliğin, hatta oralardan kendine bi tütü etek, bi çift disaynır çizme, bi vintaj şapka alamamışlığın verdiği eziklikle, bu tür yazılara/açıklamalara tilt olurdum ben eskiden. Hani özgürlüğün yolu sanki ananın babanın cüzdanından geçiyormuş da, parası olmayan yeterli farkındalık üretemezmiş gibi.

Ya da sevgiye doyumsuzluğun, çok sesli mutluluğun tüm insanların gözünü yaşartmalıymış, dünya sana duyduğu kıskançlık dolu saygıyla önünde el pençe divan durmalıymış gibi, değil gibi...
Oysa şimdi bakıyorum, ne boş kızmalarmış bunlar; sana ne kızın tütüsünden? Pelin Batu'nun vintajından, yok efendim, ayşeözyılmazeli twitleyen 26 bin insandan? Ayşeyi bulsam ben de en az bi kez twitlemek isterim artık, Pelincim uyurken yanağına buse kondurur, Nil üstüme stage divesa, nazik nazik tutarım totoşundan.

Yani demem o ki miss mevlana oldum ben, gel nil, gel ayşe, gelin. Şımarıklığın şevkinde, biricikliğin bikbikinde olsanız yine de gelin, beni bozmaz. Babanın parasıyla gittiğin new yorkla özgür, kocanın parasıyla çektiğin videonla özgün, açtığın butiğinle instyle, krotörlediğin serginle kreatif olsan, yine de aferim tatlım sana.

Bundan kelli desdur edineceğimiz felsefemizi açıklıyorum ben gibin fakir hemşirelerim, tüm ezikliklerimize bire bir.

ŞÜKRET - HELAL ET (kurban) - DEVAM ET...
Yolumuz açık olsun.



Biterken...
Vög değip geçme,
eski kapakları şahane. Ve ne kadar çok moda blogu var yarebbi, insanlık giyinmeseydi, halimiz ne olacaktı? Çok tembel, çok yorgun, çok bişibişi. herşeyçokgüzelolacak. ı belive.

08 Mart 2010 Pazartesi

Hayatımın Kadınısın (The Nursel Kaymaz Legacy)

Bu yazının sonunda feyk yok.

En başından diyelim, harf harf gerçekliğine alışır gibi... Kişisel Yoda'm, eski evimin kadını, küçük kirli sırlarımın bekçisi, ışığın ve kurnaz hayvanların koruyucusu Nursel Kaymaz'ı, geçtiğimiz perşembe Heybeliada'da bir çam ağacının altına gömdük.

Yaptığı son g.tlüğü bi kenara ayırırsak, Nuer çok sağlam bi ablaydı. Size burdan gevelediğim birtakım lafları, o çok seçkin liberal duruşları, bir nefeste götüne koyuşları, ayıptır demesi ben Nuer'den öğrendim.

Gelin ne öğrenmişiz bi hatırlayalım, hatta genç hemşirelerimize Nuerliğin beş okunu miras olarak bırakalım.

The Nursel Kaymaz Legacy

İncecilik: Nuer varoluşu, şahsına münhasır bir incelik barındırır. Akşamüstü 5'te çalışma arkadaşlarına tam da arzu ettikleri kahveyi kendiliğinden dağıtan, Çukurcuma sokaklarında çıplak ayak kuklası Mıntı'yı oynatan, kirayı koyduğu zarfın üzerine "Sana gönül borcum var, ödemek kolay değil" yazıp bi de kendini arı olarak çizen, ışık vuran her duvara el çırpan bir inceliktir bu. Öyle kendiliğindendir ki, ailesinin siyah beyaz fotolarıyla süslediği duvarın bir köşesine David Bowie kartpostalı yapıştırdığında, Bowie bile durumu çaktırmaz ve Nuer'in dayısı rölüne tav olur.

İçkicilik: Pek çok insan içki içebilir ama pek azı soğuk bira ve kızarmış patatese "çıtıçıtçıt" şakıyarak ve parmak şıklatarak sevinir. İçine iki dal tarçın, bir tutam portakal kabuğu atılmış ısıtılmış köpek öldürene, sıcak şarap methiyeleri düzmek yine, Nuer'in işidir. Uzun çalışmalar, bir verem ve bolca para dökerek alkolik olmuş bu neşeli ablamız, içince hem sevişgen, hem haylaz, hem tumturaklı, hem de ekstra kahküllü olur. İçkiliyken iblise bağladıysa bu şüphesiz, sizin ona bi terbiyesizliğinizdendir. (Bencileyin en tatlı Nuer hallerinden biri, pazar akşamı, radyo başında, dışarıda dize kadar kar, elde konyak ve malbora layt, muhabbet koyultarak...)



Manitacılık: Nuer güzel müzik çalar, plak toplar, iyi fotograf çeker, çılgın saç keser, futboldan anlar. Kendi deyimiyle tüm bu meziyetleri, manitaların aklını almak için edinmiştir. 90'ların sonunda İstanbul film festivali zamanı ortaya çıkan bir dondurma çubuğu -ki üzerinde "benimle sinemaya gelir misin? - cevap vermek için çubuğu iade ediniz" yazmaktadır- Nuerin çapkın yıllarını anlatır. Nuer, Sezyum hanımı olmazdan önce, Yıldız başta olmak üzere İstanbul'un tüm tepe ve vadilerinde bir bademin gönül ucunu yakmış, yerlere baka baka yürek burkmuştur.

Goygoyculuk: Nuer paraya acımaz, cebinde kuruş olmasa kendini topshop ve stefanel sponsorluğunda goygoylamaktan kaçınmaz. Fakat aslen ve esasen goygoyladığı, güzel pişmiş yemekler, iyi çalınmış şarkılar, kızıl batmış güneşler, bir sokak arasında usul esen meltemler ve yanındaki dostlardır. Demem o ki, eğer şu veya bu şekilde onun tarafından sevilmek lütfuna eriştiyseniz, süper kahramansınız, kralını tanımazsınız. Öte yandan misal canınız çılgınlık mı çekti, bir ikircikli oyuna mı meylettiniz, gönlünüz bi yana dötünüz öte yana mı kaykıldı? Gaza gelmek için lütfen N.K. butonuna basınız.

İbliscilik: Egosunun götürdüğü yere gidenleri, kendini göstermek için kasanları, tuttuğu s.kten medet uman hanımları, tek derdi s.k tutturmak olan adamları, küçük hesapları, o hesapları yapanları, şımarıkları, çıkarcıları, kendini haddinden çok sevenleri, hiç sevmeyip hep ezikliğin dibinde yatanları, Nuer dimağı kabul etmez. Onların hakkı yazısız kaynaklarda iblisliktir; ki sonradan pişman olsa da, Nuer'in iblisliği pistir.

Biterken,
Bi dünya yazmak, ama henüz onda birini bile anlatamamak, sonraya saklamak, yıllandırmak, 31 yaşında ölmek ve hep badem kalmak, birinin can dostu olmak, ona yeterli zamanı ayıramamak, belki anlamak ve bazen, acaba hiç anlamadım mı diye tırsmak...

21 Şubat 2010 Pazar

Bardan Kaldırmak ya da Kaldırmamak?



"İçince sosyal bir canavara dönüştüğümden" diye lafa başlayacak oldum, sanki ayıkken toplum için çok mantıklı bir seçimmişim gibi... Üstelik okumadığım bir kitaptan da alıntı biraz. Şöyle diyeyim madem; Alkollüyken hiper iletişim uzayına sıçrıyorum.


O uzayda kimlerle karşılaşmadım ki geçen yıllarda? Eski kız arkadaşının yatakta kendisinden ne kadar memnun olduğunu referanslayan kel genç mi dersin artık, izlediği diziden feyz alıp öpme öncesi hamlede kızı (bu durumda beni tabi) duvara çarptıran ergen bozması mı? Çeşit çeşit başarısızlık, kifayetsizlik...

Hayır çok zor kadın da değilim; manita vaktiyle beni Mojo'nun pistine şıçrayıp, air guitar çalarak (ya da o talihsiz ana ramen) tavladı. Nedir yani?

Ben de nacizane, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen erkek okurlarıma tavsiye listesi hazırlamaya karar verdim. Lütfen aranızda paylaşın, forvırd edin, çalışıp, praktisleyip öğrenin beyler, sizin evrilmeniz bizim de kurtuluşumuz en nihayetinde.

Barda Kızla İletişime Giriş 1

1) Mevzuya Dalış Anı: Kızı neye göre seçtiyseniz seçtiniz; ona doğru yumuşak ama kararlı yaklaşın. İlk kurulan cümle biraz işgillidir; cümleniz direkt olsun ama eğer espri anlayışınız yoksa komik olmasın. Aslında kadını kızdırarak ilgisini çekmek en sağlam yöntemdir. Hemen kıvırabileceğiniz, iltifata bağlanan, tatlı bir kızdırmadan bahsediyoruz. Barda kızların üstüne bira dökmek, çakmak uzatırken ağzını kırmak, tuvalette kusarken üstüne sıçratmak felan hep ayıp şeyler. Pendor vardı ya bi zamanlar, herneyse...

Gelin örnek mizanseni inceleyelim;

Kadınımız barda oturup insanca içkisini içiyor, siz de yılan gibi arkadan sokuluyorsunuz.
Siz - Bu seksi oturuşa/duruşa evde çalışıyor olmalısın.
(kadın kızdı) -Bıdı Bıdı miki mik, cık cık cık!
Siz - Kusura bakma tamam mı! (alıngan ve duygulu gibi) Bir saattir gözlerimi senden alamıyorum ve gelip seninle konuşmak zorunda kaldım.
(kadın yumuşadı) - Ayiii kıymasss...

2) Muhabbet Açma: Eğer kızın işi, okulu, ilgi alanı hakkında doğru düzgün bilginiz yoksa o konuyu açmayın. Evladım açmaaa! Açma lan!

Örn:
- Demek yazarsın, peki ne yazıyorsun?
- Vikvik, bidibidi, sikimiyi.

---muhabette doğru---
- Ben de yazıyorum ama sadece kafam iyiyken ya. Sence bu normal mi? (WRONG)
- Yazmak bence duygularla ilgili bişey yani, kadınlar daha duygusal ama o sebeple.. (WRONG)
- Artık internet falan var, kimsenin okumaya pek vakti kalmadı. (Sidigid!)
- Hımm, çok güzel. Az önce çalan şarkı David Bowie miydi acaba? (konu değişti ve sen bir entellektüelsin, aferim)

3) Dokanma Anı ve Sıklığı: Biliyorum dostum, kanındaki alkol, gün boyu bünyeye yüklediğin porno arşivinin kapısını eritti. Tüm o dürtmeli, sürtmeli enstantaneler beyninde serbest salınım yapıyor. Ama efendi olmalı ve bir kadına asla, o sana dokunmadan önce, dokanmamalısın. Hele ki dokandığın noktan çok mühim; Taşıt (otobüs, minibüs, metro) fantazilerini klasörden sil ya da taşı, ağzını kırarım bak, yap bunu!

Baktınız kız da size dingildiyor, sözlü gözlü süzülme başlamış; o zaman kol, el ve saça doğru hamle yapabilirsiniz demektir. Aynen bu sırayla...
Yok efendim kolumu omzuna atayım da terli bölgeme temas ettireyim, yok kızı içten yanmalı motormuşcasına darbeyle sarsayım - belki çalışır, konuşma bahanesiyle kulağını tükürükleyeyim... Nası anlamıyosunuz bilmiyorum; iğrenç şeyler bunlar. (Ayrıca top sakallı bi erkekseniz, insan öpmemeniz gerek.)

4) Artı Puanlar: Bir kızın size o gece ne sebeple vereceğini ya da vermeyeceğini, asla bilemeyeceksiniz. (Bu bizim bile muaffak olduğumuz bir konu değil açıkçası)Lakin belki şunlar ilginizi çekebilir;

* Bir yetenek edinin: Gitar çalan çocuk ya, daha ne örneği veriyim?

* Ağzı yutcak gibi açmadan ve salya saçmadan öpüşün: İbrahim Tatlıses'in tam tersi. (kızı öğütmeye niyetli değilseniz tabi.)

* Temizlik idmandandır: Derin gözlemlerime dayandırarak söylüyorum, pis adam abazadır abi. Öyle de kalsındır, sori ama...

Hülasa, bu ders size bi iki ay yeter. Bi dahaki buluşmamızda "5 posta gidiyorum öyleyse yatakta çok iyiyim" yanılgısını tedavi edicez beyler. Şimdi, dağılabilirsiniz...

Biterken...
Topuklu ayakkabı son kalemdi ve bugün yıkıldı. Şimdi işin yoksa çantanda teki, ona uygun elbise ara. Hayır dostum hayır, Marquez'in bigün dahi, böyle bi derdi olmamıştır.
Yansın ulan kokoşluk, su veren itfayenin hortumunu skeyim...

17 Şubat 2010 Çarşamba

Tayyibimle Chatroulette



Çetrulet Şiiri

Dün chatroulette'te,
Denk geldim bir esmere,
Oy civanım civanım,
Gözlerde bir dehşet,
Kalakaldım.


Sosyal mecra araştırmamızın devamı için atgötten by Arzu...

15 Şubat 2010 Pazartesi

Sevgilini de al git burdan!


(en ucuz fotoşop oyunlarından, kafa montajı, iyi ki varsın...)


Benim için hiç başlayamamış bir konsept sevgililer günü. Başlamadan bitse ona da tavdım, lakin senin başlamasın dediğin, başkaları için bitmeyen bir tutkuysa, o işten kaçamazsın yeğen.

Yeğen değil leğen.


Leğen demişken, 14 Şubat kutlamasını vatana hizmet olsun diye bilin bakalım kim getirmiş? Yerseniz duayeni Hıncal Uluç. 80'li yılların başında, dönemin über dergisi Erkekçe - ki daha t.şşak kokulu bir isim düşünemiyorum- "kadınları sekse ikna etmenin yöntemleri" üzerinde labarotuarlarında araştırma yapıyor. Keşif büyük; ecnebinin Valantines Day kafası. Ver hediyeyi, insin donlar, muazzam.


Ama Hıncal Bey'i kesmiyor bu keşfin sadece dergide yayınlanması. Hemen açıyor bi telefon Vitali Hakko'ya, "Abicim" diyor "bunu vitrinlere taşıyalım". Vitali bey boyundan beklenmeyecek bir kahkaha patlatıyor büyük ihtimal "Hay hay Hıncalcığım" diyor, paranın ılık kokusu burun deliklerinde pırpır ederken...


Alın size aşıklar gününün gümrükten geçişi.

Slogana dikkat: Çağdaş insanın dergisi. (az insan olun, bi tutam da çağdaş)

***

14 Şubat'ı manitacılık değil gözlem yaparak geçirdim; Hakan pastanesinde melemene katık fakir sevdalılar. Maçka Parkı'nda toparlanarak çalılar arasından beliren evsiz yiyişgenler. Hele o annesiyle kavga edip evden çıkan ve bittabi acısını manitasından çıkartan şişko sevimsiz kız: kıyamam canım benim.


Olmadı ama değil mi dizilerdeki gibi? Kimse haşince çekmedi yavuklusunu kendine doğru, kimse çarpışan otolar misali öpüşürken fonda aniden romans müzikler çalmaya başlamadı. Kızın saçları yağlı, paltosu tapon. Oğlan hem kısa, hem tipsiz.


Peki o tır sırtında hediye edilmeye giden, 34 sevgilim 34 plakalı beyaz jipi alan hanımefendi. Sen bari geberircesine sevinseydin. Taksitli pırlantasına kavuşan ev hanımı, keşke sen kifayetsiz sevişmelerini ve kocanın bitmeyen toplantı bahanelerini unutsaydın?


Aşk filmlerini listeleyen eşşeğinski programı, bari sen betty blue'yu ya da paris teksas'ı araya katsaydın? (linkler direkt bağlanıyo, gideceksen durma git modu)

Olmadı ama, kolera günlerinde değil aşk, kitsch günlerinde; oyuncak ayı, kalp yastık, simli gül, gül yaprağı serpilmiş yatak, aromalı prezo...


"Sini siviyorum" söylenen kadife kaplı dijital güller vardı sahi? Nooldu onlara?


Biterken...
Gelecek sayımızda "3. teker sıkıntısı" ya da "musallat adam"; öyle bir görsel buldum ki, anlatmalara doyamam.
Bu aralar favori reklamım nutymax, evi çikolata basması. "O evi kim temizleyecek?" telaşlanan içimdeki anaça mı kıl olayım, çikolata içinde yüzen çirkin oğlan ta..aklarını düşündürmesine mi tiksineyim? Duygu yoğunlu diz boyu.

08 Şubat 2010 Pazartesi

Arızalıyım Ben, Raporum Var Adamı

Sweet sweet midget lovin - ya da - Gel sen arızayı bir de ben de gör...

"Arızalı tiplere aşık olma eğilimi" hakkında sözlüğe yazdığımda (bkz: yanilgi), bu eğilimin dişilere özgü olduğunu tespitlemiş, sonra da konuyu adet sancısı ve mazoşizime kadar bağlamıştım.

Aradan geçen yıllarda, şaşırtıcı bir biçimde fikrim zırnık değişmedi: deli manita derdini çeken, hatta bilhassa deli manitaya vakumlu süpürge misali çekilen, ekseriyetle kadınlardır. Erkeklerde durum "Karı manyak olm, gaç gaç" şeklinde vuku bulur. Ancak çok üst abazanlık seviyelerinde ya da çok badem delilerde; "Dur ya, şu deliyi bi skeyim, belki aklı başına gelir" fikir bulutu oluşabilir ve bunu yargılayamayız.

Yukarda netçe ispatladığım üzre, bir ilişkide "deliyim ben, raporum var " ayağına yatan genelde erkeklerdir. Hatta iddalıyım, karı manyak ve adam "gaç gaç" halde değillerse, bilin ki o kadını adam delirtmiştir. Hemen evladiyelik vecizem patlasın: Delirene değil, delirtene bakacaksın.

Herneyse, konu dağılıyor ve benim acilen deli adam türlerini inceleyip, hepsine yardırmam lazım. Uykuyla aramda 2 adet Malbora laytlık mesafe var zira.

Arızalı Erkek Türleri

* Şizo Namık: Peheyy, ben kendisinden ayrılalı 6 yıl olmuş, geçen hesab ettim. Siz kendi şizonuzdan ne vakitte ayrıldınız, yahut ne kadardır ayrılamadınız, bilemiciim. Bildiğim, Şizo Namıkların her kadının hayatına s.çmak için, çiftleşme serüveninin karanlık ve küflü köşelerinde bekleştikleridir.

Şizo Namık öyle pis bir psikopat çeşididir ki, zincirleme yalan döngüsüne zerrece inanmazken bile, sizi kurgusunun çirkefliğiyle hayattan soğutur. O her kadınla yatmıştır; ya da tüm arkadaşlarınız üstüne atlamıştır da, o en fazla kenara çekilmiştir son anda. Onun her hali ilgi çekme arzusuyla dolu, bir nevi irkek isteriği; Eski kız arkadaşının kafasını, çıplak kadın resmine montajlayıp, "Bana bunu o gönderdi" diyen, yüzde 80 saf hırt! Seni anan hiç terlikle dövmediyse, suç senin mi? Babişkodan aldığın psikolog parasını, klablarda yedin mi?

* Depresif Kunduz:Ya ölmek istiyorum ya, anlıyor musun? Ay em cast seed” mıymıylanırken, bi türlü ne ölüp ne yaşayan insanlar "depresyondayım" inildeseler de, annemi kandıramazlar. "Tembel adam mutsuz olur" der hanımannem. Yazık, kimse onu anlamamakta, dünya ona tuzaklar kurmakta, o yarı paronoyak yarı manyak, mutsuzluğuna 31 çekip durmaktadır.

Çok güzel insan aşağılayan bir tür olan depresif kunduz, geceleri kavuğundan çıkarak skik bi mekana dadanıp içmeye başlar. İçtiğinde çok neşeli ve güleryüzlü, çok terbiyesiz ya da öfekeli, uykucu ya da bilgin, 7 cüce birden olabilir. Kadındaki florans naytıngeyl hormonunu aktive eden derin mor gözleri, ezik ve kıskanç halleri, bir gelip bir gitmeleri, aslında fena çocuk olmamaları vardır. En az şizo namık kadar dayaklıktır.


* Ben Deli Değil, Dali'yim Adamı: Pek çok ergeni tutan bir hastalıktır; arızalı ve kuul görünmek. 20'li yaşların ortalarında müdahaleye gerek olmaksızın geçen bu illet, bazı hassas bünyelerde kronikleşme eğilimi gösterir. O hassaslar ki, gönlünü san'at sevdasına kaptırmış, bohemliği layfsıtayl olarak benimsemiş, ruhsal acılarını alkol ve cugarayla dindirmeye alışmış biçarelerdir. Manitayı oymalı laflar ve yaldızlı jestler ile bayıltan, esprilerle ayıltan bu tür, kısa süre sonra deli raporunu masaya kor. Sık sık meme yapar, adam sapıtır, sapıtınca unutur, unutunca "ayol deli bu" ehliyetsizliğinden beraat eder. Çünkü o özel biridir; onun sanatı sanat, manyaklığı manyaklık içindir. Ben helaya çıkar gibi deliliğe çıkmayan bohemliğe tüküreyim zaten. Niye daha önce aklımıza gelmedi lan?

Çok acaiptir ki, bu üç tür içinde, kendine gerçekten zarar veren bi angut bulamazsınız. Bu sinsiler etrafı s.kertirken, kendileri son kerte rahat sıyrılırlar işin içinden. (deli ya) Ben sokaklarda "yok mu beni sken?" diye bağıranı, ofis toplantısında çıkıp masaya s.çanı ya da en basitinden, içince kankanıza değil de herhangi bir polis memuruna yavşayanını hiç görmedim mesela. Görsem büyük kopardım, o herifle çıkardım. Çelişkiler yumağıyla oynayan, yavru kedi misali...

Biterken...

Star Wars'un kadın gözünde bir Ezel- Aşk-ı Memnu karmasından farkı yok. İmparator sithi tüm fitnesiyle bildiğin Firdevs hanım, Darth Wader desen pimapen taktırmış Ezel. (üstelik beyaz fiyatına!) Obi Van Kanobi şüphesiz Ednan saftiğiyle aynı ayarda. Jar jar bings'i Katya'ya benzetmem tamamen benim güzelliğim.

Ha unutmadan, geleceğin reklam duayenleri, bej, basma entari değil, jedi kostümü giyecek. 5 sene veriyorum.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Bir Erkek Olarak Baba

Aya Yorgi plajında tüm aile ne eğlendik, ne güldük...

Açık diyeyim, ben babasına aşık kızlar ekolünden değilim. Babasından allah gibi korkanların yanından geçmediğim gibi, babasıyla kanlı bıçaklılardan olmadığım için may-be the force with me.


Ben babasıyla şarap içip felsefe, siyaset ve tercihan tarih konuşan kızlardanım; senede takribi 2 ila 3 kere. Benim kafamdaki baba figürü; Xhanos antik kentindeki Athena tapınağının sütun çapını bilen, lakin benim yaşımı bilmeyen adamdır. Ve ben o adamı severim.

Hemen bir anı patlatayım; sene 91 olacak. Hazırlık bitmiş, yeni İngilizcemle turlarda babamın yanında boy gösteriyorum. Babam turun rehberi ve elinde mikrofonla çok sempatik tavırlar içinde "Türkiye'de umumi tuvalet kullanımı" konulu briefing veriyor turistelere. Temelde "dont taç eniver, jast du it" izahlıyor. Şakalar, hatırlatmalar derken, Çeşme'den İzmir'e varıyoruz. İşte Kadifekale geziliyor, Kürt çocuklarından ürkülüyor, Kemeraltı'na giriliyor, halıcı gezmesi başlıyor.

Turist halıyı sever; benim için kapanmayan bir karadelik bu konu. Hani kilimi felan bi derece anlıyorum, "oo veri otantik" de, ya ipek seccade? O son parça, o havada dönerek turistin kucağına uçan ipek seccade? Alıp nereye koyuyosun onu bauhauss evinde, çağır görcem.

Herneyse, halıcı öncesi babam beni Kızlarağası Hanı'nın yanında caminin avlusuna bakan gölgeye oturttu. Dediğine bakılacak olursa işi bitince alıp beni dönerciye götürecekti. Lakin halıların ya seçilmesi ya alınması bir türlü bitemediğinden, babam da baya dönmedi. O kadar dönmedi ki ben ağlamaya, avludaki işportacı bana acımaya, ak sakallı amcalar kimimi kimsemi sormaya başladı.


Ben oldukça eblek bi çocuktum ama salak değildim. "Babam beni cami avlusuna bırakacak olsa, bi kere bu kadar masraf yapmazlardı şimdiye dek" mantık yürüterek, hacı yağı satıcılarının elinden sıyrıldım. İnanmazsınız çok değil 20 adım sonra hanın içinde, babam halısını satmış, dönerini yemiş, esnafla kahve içip muhabbet koyultuyordu. Kıyamam, bayılır muhabbete.

Beni görünce "Aaa Deniz" dedi, "Sen burda mıydın?" sonra ekledi: "Sakın annene anlatma bunu, sonra seni unuttum sanır."

(Anılardan yemek, çok pis blogcu numarasıymış. Bunu bir yılda idrak etmem de cabasıdır ulen, buyrun yiyelim, 30 sene ne skime yaşadım zaten?)


Bir kızın babası onun "hayatının erkeği" konusunda bize çok şey söyler. Ama ne söyler, asla tam olarak bilemezsin. Sırf "dedi işuuz" yüzünden kaç ecnebi disizi kastı alkol, seks, uyuşturucu batağına saplandı, Woody Allen ne skeç patlattı, ne psikologlar paraya ismiyle hitap etmez oldu.



Çözüm? Sonuç? İsviçreli bilim adamları neden sus pus?

Baba kısmısı kızı salsa olmaz, sıksa olmaz, çekse vursa en olmayacak şey ama bizde o olur.

Yine ecnebinin romatik komedisinde felan, genç kız babişkosuna "Reglim var üstüme varma" bakışı fırlatır hani, ya da dosdoğru yüzüne söyler havalı havalı. Biterim buna. Ne münasebet öte yandan, babaya g.tünden bahsetmek de nesi?

Bilim bize, kadınların babalarına benzemeyen adamları seçmeye programlı olduğunu söylüyor. İnsanlar cima edip üremek için, kendilerinden farklı genetik kombinasyonlu eşe yöneliyorlarmış. Evrim için ivedi olduğu kadar da saçma bir önerme; babası Brad Pitt olan insan var, yemişim genetiğini.



İşin aslı; su samurundan penguenine, tüm dişiler baba adayı arıyorlar erkekte. Peki memikler çıkar çıkmaz ilk iş, gidip ortamın en serseri, en ipi götü dağıtmış gitaristine hallenmek niye?

Hülasa, hayatınızın erkeğini babanızdan şu veya bu şekilde ayırmanız mümkün değil kızlar. Dua edin, iki taraf da tavla sevsin.



Biterken...
Ağlaşacak değilim, babam kansermiş.


Şimdi biraz daha omuz silkmek, Augustus kitabını bitirmek, daha çok yürümek gün içinde, leziz yemekleri yerken övmek, şaraba rakıya name düzmek ve en çok biraz daha gülmek gerek, çünkü kıyamam, bayılır espriye.