08 Şubat 2010 Pazartesi

Arızalıyım Ben, Raporum Var Adamı

Sweet sweet midget lovin - ya da - Gel sen arızayı bir de ben de gör...

"Arızalı tiplere aşık olma eğilimi" hakkında sözlüğe yazdığımda (bkz: yanilgi), bu eğilimin dişilere özgü olduğunu tespitlemiş, sonra da konuyu adet sancısı ve mazoşizime kadar bağlamıştım.

Aradan geçen yıllarda, şaşırtıcı bir biçimde fikrim zırnık değişmedi: deli manita derdini çeken, hatta bilhassa deli manitaya vakumlu süpürge misali çekilen, ekseriyetle kadınlardır. Erkeklerde durum "Karı manyak olm, gaç gaç" şeklinde vuku bulur. Ancak çok üst abazanlık seviyelerinde ya da çok badem delilerde; "Dur ya, şu deliyi bi skeyim, belki aklı başına gelir" fikir bulutu oluşabilir ve bunu yargılayamayız.

Yukarda netçe ispatladığım üzre, bir ilişkide "deliyim ben, raporum var " ayağına yatan genelde erkeklerdir. Hatta iddalıyım, karı manyak ve adam "gaç gaç" halde değillerse, bilin ki o kadını adam delirtmiştir. Hemen evladiyelik vecizem patlasın: Delirene değil, delirtene bakacaksın.

Herneyse, konu dağılıyor ve benim acilen deli adam türlerini inceleyip, hepsine yardırmam lazım. Uykuyla aramda 2 adet Malbora laytlık mesafe var zira.

Arızalı Erkek Türleri

* Şizo Namık: Peheyy, ben kendisinden ayrılalı 6 yıl olmuş, geçen hesab ettim. Siz kendi şizonuzdan ne vakitte ayrıldınız, yahut ne kadardır ayrılamadınız, bilemiciim. Bildiğim, Şizo Namıkların her kadının hayatına s.çmak için, çiftleşme serüveninin karanlık ve küflü köşelerinde bekleştikleridir.

Şizo Namık öyle pis bir psikopat çeşididir ki, zincirleme yalan döngüsüne zerrece inanmazken bile, sizi kurgusunun çirkefliğiyle hayattan soğutur. O her kadınla yatmıştır; ya da tüm arkadaşlarınız üstüne atlamıştır da, o en fazla kenara çekilmiştir son anda. Onun her hali ilgi çekme arzusuyla dolu, bir nevi irkek isteriği; Eski kız arkadaşının kafasını, çıplak kadın resmine montajlayıp, "Bana bunu o gönderdi" diyen, yüzde 80 saf hırt! Seni anan hiç terlikle dövmediyse, suç senin mi? Babişkodan aldığın psikolog parasını, klablarda yedin mi?

* Depresif Kunduz:Ya ölmek istiyorum ya, anlıyor musun? Ay em cast seed” mıymıylanırken, bi türlü ne ölüp ne yaşayan insanlar "depresyondayım" inildeseler de, annemi kandıramazlar. "Tembel adam mutsuz olur" der hanımannem. Yazık, kimse onu anlamamakta, dünya ona tuzaklar kurmakta, o yarı paronoyak yarı manyak, mutsuzluğuna 31 çekip durmaktadır.

Çok güzel insan aşağılayan bir tür olan depresif kunduz, geceleri kavuğundan çıkarak skik bi mekana dadanıp içmeye başlar. İçtiğinde çok neşeli ve güleryüzlü, çok terbiyesiz ya da öfekeli, uykucu ya da bilgin, 7 cüce birden olabilir. Kadındaki florans naytıngeyl hormonunu aktive eden derin mor gözleri, ezik ve kıskanç halleri, bir gelip bir gitmeleri, aslında fena çocuk olmamaları vardır. En az şizo namık kadar dayaklıktır.


* Ben Deli Değil, Dali'yim Adamı: Pek çok ergeni tutan bir hastalıktır; arızalı ve kuul görünmek. 20'li yaşların ortalarında müdahaleye gerek olmaksızın geçen bu illet, bazı hassas bünyelerde kronikleşme eğilimi gösterir. O hassaslar ki, gönlünü san'at sevdasına kaptırmış, bohemliği layfsıtayl olarak benimsemiş, ruhsal acılarını alkol ve cugarayla dindirmeye alışmış biçarelerdir. Manitayı oymalı laflar ve yaldızlı jestler ile bayıltan, esprilerle ayıltan bu tür, kısa süre sonra deli raporunu masaya kor. Sık sık meme yapar, adam sapıtır, sapıtınca unutur, unutunca "ayol deli bu" ehliyetsizliğinden beraat eder. Çünkü o özel biridir; onun sanatı sanat, manyaklığı manyaklık içindir. Ben helaya çıkar gibi deliliğe çıkmayan bohemliğe tüküreyim zaten. Niye daha önce aklımıza gelmedi lan?

Çok acaiptir ki, bu üç tür içinde, kendine gerçekten zarar veren bi angut bulamazsınız. Bu sinsiler etrafı s.kertirken, kendileri son kerte rahat sıyrılırlar işin içinden. (deli ya) Ben sokaklarda "yok mu beni sken?" diye bağıranı, ofis toplantısında çıkıp masaya s.çanı ya da en basitinden, içince kankanıza değil de herhangi bir polis memuruna yavşayanını hiç görmedim mesela. Görsem büyük kopardım, o herifle çıkardım. Çelişkiler yumağıyla oynayan, yavru kedi misali...

Biterken...

Star Wars'un kadın gözünde bir Ezel- Aşk-ı Memnu karmasından farkı yok. İmparator sithi tüm fitnesiyle bildiğin Firdevs hanım, Darth Wader desen pimapen taktırmış Ezel. (üstelik beyaz fiyatına!) Obi Van Kanobi şüphesiz Ednan saftiğiyle aynı ayarda. Jar jar bings'i Katya'ya benzetmem tamamen benim güzelliğim.

Ha unutmadan, geleceğin reklam duayenleri, bej, basma entari değil, jedi kostümü giyecek. 5 sene veriyorum.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Bir Erkek Olarak Baba

Aya Yorgi plajında tüm aile ne eğlendik, ne güldük...

Açık diyeyim, ben babasına aşık kızlar ekolünden değilim. Babasından allah gibi korkanların yanından geçmediğim gibi, babasıyla kanlı bıçaklılardan olmadığım için may-be the force with me.


Ben babasıyla şarap içip felsefe, siyaset ve tercihan tarih konuşan kızlardanım; senede takribi 2 ila 3 kere. Benim kafamdaki baba figürü; Xhanos antik kentindeki Athena tapınağının sütun çapını bilen, lakin benim yaşımı bilmeyen adamdır. Ve ben o adamı severim.

Hemen bir anı patlatayım; sene 91 olacak. Hazırlık bitmiş, yeni İngilizcemle turlarda babamın yanında boy gösteriyorum. Babam turun rehberi ve elinde mikrofonla çok sempatik tavırlar içinde "Türkiye'de umumi tuvalet kullanımı" konulu briefing veriyor turistelere. Temelde "dont taç eniver, jast du it" izahlıyor. Şakalar, hatırlatmalar derken, Çeşme'den İzmir'e varıyoruz. İşte Kadifekale geziliyor, Kürt çocuklarından ürkülüyor, Kemeraltı'na giriliyor, halıcı gezmesi başlıyor.

Turist halıyı sever; benim için kapanmayan bir karadelik bu konu. Hani kilimi felan bi derece anlıyorum, "oo veri otantik" de, ya ipek seccade? O son parça, o havada dönerek turistin kucağına uçan ipek seccade? Alıp nereye koyuyosun onu bauhauss evinde, çağır görcem.

Herneyse, halıcı öncesi babam beni Kızlarağası Hanı'nın yanında caminin avlusuna bakan gölgeye oturttu. Dediğine bakılacak olursa işi bitince alıp beni dönerciye götürecekti. Lakin halıların ya seçilmesi ya alınması bir türlü bitemediğinden, babam da baya dönmedi. O kadar dönmedi ki ben ağlamaya, avludaki işportacı bana acımaya, ak sakallı amcalar kimimi kimsemi sormaya başladı.


Ben oldukça eblek bi çocuktum ama salak değildim. "Babam beni cami avlusuna bırakacak olsa, bi kere bu kadar masraf yapmazlardı şimdiye dek" mantık yürüterek, hacı yağı satıcılarının elinden sıyrıldım. İnanmazsınız çok değil 20 adım sonra hanın içinde, babam halısını satmış, dönerini yemiş, esnafla kahve içip muhabbet koyultuyordu. Kıyamam, bayılır muhabbete.

Beni görünce "Aaa Deniz" dedi, "Sen burda mıydın?" sonra ekledi: "Sakın annene anlatma bunu, sonra seni unuttum sanır."

(Anılardan yemek, çok pis blogcu numarasıymış. Bunu bir yılda idrak etmem de cabasıdır ulen, buyrun yiyelim, 30 sene ne skime yaşadım zaten?)


Bir kızın babası onun "hayatının erkeği" konusunda bize çok şey söyler. Ama ne söyler, asla tam olarak bilemezsin. Sırf "dedi işuuz" yüzünden kaç ecnebi disizi kastı alkol, seks, uyuşturucu batağına saplandı, Woody Allen ne skeç patlattı, ne psikologlar paraya ismiyle hitap etmez oldu.



Çözüm? Sonuç? İsviçreli bilim adamları neden sus pus?

Baba kısmısı kızı salsa olmaz, sıksa olmaz, çekse vursa en olmayacak şey ama bizde o olur.

Yine ecnebinin romatik komedisinde felan, genç kız babişkosuna "Reglim var üstüme varma" bakışı fırlatır hani, ya da dosdoğru yüzüne söyler havalı havalı. Biterim buna. Ne münasebet öte yandan, babaya g.tünden bahsetmek de nesi?

Bilim bize, kadınların babalarına benzemeyen adamları seçmeye programlı olduğunu söylüyor. İnsanlar cima edip üremek için, kendilerinden farklı genetik kombinasyonlu eşe yöneliyorlarmış. Evrim için ivedi olduğu kadar da saçma bir önerme; babası Brad Pitt olan insan var, yemişim genetiğini.



İşin aslı; su samurundan penguenine, tüm dişiler baba adayı arıyorlar erkekte. Peki memikler çıkar çıkmaz ilk iş, gidip ortamın en serseri, en ipi götü dağıtmış gitaristine hallenmek niye?

Hülasa, hayatınızın erkeğini babanızdan şu veya bu şekilde ayırmanız mümkün değil kızlar. Dua edin, iki taraf da tavla sevsin.



Biterken...
Ağlaşacak değilim, babam kansermiş.


Şimdi biraz daha omuz silkmek, Augustus kitabını bitirmek, daha çok yürümek gün içinde, leziz yemekleri yerken övmek, şaraba rakıya name düzmek ve en çok biraz daha gülmek gerek, çünkü kıyamam, bayılır espriye.

17 Ocak 2010 Pazar

İstanbul Kıyamete Hazırlık 2010



Her ne kadar puzzle yapmak, yahut fayans ovmak, hatta bazen siyah nokta sıkmak kadar rahatlatıcı etkileri olsa da, bu ara erkelere kafa yorduğumu söyleyemiyeceğim. Hatta mantıksızlık zinciriyle gelip kıyılarıma demirleyen, dünyanın penisi etrafında döndüğüne olan katıksız inancıyla günümü şenlendiren örnekleri bile pas geçiyorum.

Bugün kadınlardan konuşucaz. Hatta bi tanesinden, gül tanesine, can tanesinden, sik tanesine hayatımın en önemli kadınlarından biri olan İstanbul'dan bahsedicez, daha net olmak gerekirse.

İstanbul, siz insancıl bir yaşam sürmeyi planlarken başınıza gelendir.

Bir şehir düşünün ki, 8 bin yıl boyunca yıkılıp, yanıp durmuş ve hiç bir yeniden inşasında bu detay tekrar düşünülmemiş olsun. Depremi seli yangını öylece beklesin ama enerjiyle, ama havai fişenkle...

Bir şehir ki, içinden deniz geçsin, denizi 7 tepe göğüslesin ve bu harkulade yumuşak tümsekler dünyanın en latif ağaçlarıyla kaplı olsun. Lakin o canım tepelerin ortasına İtalyan pornosu gibi, kainatın en büyük sikkosunun kendi büstünü yaptırması yasak olmasın.- şair burda süzer plazadan bahsediyor-

İstanbul ademin eline geçmiş en güzel ve en bahtsız kadındır.

Yaşlı kızımızı 2010 kültür başkentlerinden biri yapmaya heves ettiler, kim etti bilmiyorum ama umarım bizimkiler değildir. Çünkü bu hevesin tüm yaşanmamış diğerleri gibi, bi karşılığı yok beyinlerinde. Herhangi sanatla iştirak etmek akıllarına hiç düşmemiş, bir acaip fenteziye koşmak dimağlarını dürtmemiş, kültürün sazdan ve namazdan gayrısına hiç gönül gözleri kaymamış... Nerden biliyosun diyosunuz, bilmeye gerek yok, görmek kafi.

Geçen biricik başbakanımı cemal reşit rey salonunun açılışında kelamlar boyu ibretle dinledim. "AKM'yi yıkalım, yenisini yapalım dedik, olmaazz dediler. Neden olmaz? Ben kendi ülkeme düşman mıyım?" dudak büktü. Estapitipiti, şimdi varsan baksan Dubai'yi inşa eden herifler vatanperverin önde gidenidir. Umman'da çölün ortasına kerçipten inci şeklinde havuz yaptıran kabile reisi, kertenkelesine kaktüsüne tapıyodur. Olmayınca olmuyo ama di mi?

İş bu sebeple, neyi kutladığını bilmeyen halka, kışın en soğuk gününde, rahatsız mekanlarda, donan sanatçılar ve pahalı fişekler izletmek kültürü başkenti oluverdik dün. 80 milyon liralık varoş düğünü. Hayır bi bakanın oğlundan almıyolarsa o fişekleri, g.tümü patlasınlar bi dahakine. Gerçi hakkını yemeyelim, 8 bin yıllık kentin kültüründen fişenk, tarkan ve kıraç süzmek yürek ister, böbrek, karaciğer ister na böyle manda gibi.

Velhasıl bacılar lafı nereye bağlıycam; güzel ve akıllı bi kadınsanız, siz biz olun, asla ve asla sizi erkeklerin yönetmesine izin vermeyin! Aha İstanbul ibretiniz olsun.
Fena bağladım di mi? Bağlarım, çünkü artık banyoya girmeliyim. Kültür başkentimizin maçka semtine bu pazar su verilemedi çünkü, ne sülale kulağı çınlattım be sabahtan beri.

Biterken,
Bana o 80 milyonu verseniz hele, boğaza dev wipe out seti kurucam, her on kişiye bir asuman krause tahsis etcem, sebahlara kadar atla zıpla, suya bat çık... Işıksa ışık, şovsa şov arkadaş.
O diilde, 10-15 milyona boğazda yalı alıyosun bugün. İnanmayan sahibinden.com, kimse artık o sahip.

28 Aralık 2009 Pazartesi

2010'da erkeğinizi nasıl alırdınız?


- 2010'da birbirimize domuzluk etmeyelim aşkitom...


100 adet Ece'ye sorduk; genç hemşirelerimizin 2010 yılında tercih ettiği erkeğin temel ilmine ulaştık. Buyrun araştırmamızın sonuçları:


* Önce insan olsun; sadece o değil, herkes iki insan olsun ya! (İnsan dediğin temelde alet kullanabilen hayvan zaten. Olunması çok zor değil. Açıkcası, standart bi insandan fazla zeka gösteren pek çok hayvana rastladım. Konu aleti icat edememek değil, onu kullanmaya tenezzül etmemekmiş. En azından kedilerde bu böyle...)



* Akıllı olsun; hele o eli bi indirsin. Espri nimettendir, bi zahmet anlasın. Hatta espri yapabilsin, mümkünse dona işetsin. Bazı şeyleri kendiliğinden akıl edebilsin; yaptığı her iş, harcadığı her parça enerji, tahammülü fersah zulümler haline gelmesin.



* Güçlü olsun; hayata koşsun, onu bi gombikte yere devirsin. Şu ve bu sebeplerden, içindeki yanıklardan, donundaki beliklerden, boyundan, soyundan, karakteri ezilmesin. Bi tek ezik adam görmiycem lan 2010'da sokakta! Tek tek durdurup seri sorular sorcam, çalışın İstiklal'e çıkarken.




* İyi kalpli olsun; yardımsever olsun. İnsan sevsin, heyvan sevsin; bazı insan ve heyvanların fakir ve çirkin oldukları için yok edilebileceklerini düşünmesin. Mantık çok basit aslında; canlıysa hayatta tutmaya çalışıyosun. Bi çubukla dürtsen anlarsın. Şaka bi yana, yemicekse bitkileri de koparmasın.


* Sakin ve Tutkulu - Mükemmel karışım: Magnum reklamı gibi olsun, az dans bilsin, balon uçursun, tayt giymesin ama spor yapsın, ortamlarda cirit atmayı değil, çıkıp iki ter atmayı bilsin. Hobileri, bobileri olsun, "abi yeavv bi imkan olcaktı şimdi atlıycaktık şurdan" sündürmesi yerine; "atladık, gittik, ettik, hop şöyle, top böyle" söylemleri içinde bulunsun. En uzağa o gitsin, en çabuk da o dönsün a!
Biterken...
Pek çok insanın "holiday sizında" intiharbaz oluvermesinin bi sebebi var. İç hesaplaşmalar... Ne ettim ne buldumculuklar veee melankoli.
Melankoli çağımızın ibneliği değil, her çağ bi kısım münzevi melankolik yetiştirmiş. Bunların bi kısmı keş, bi kısmı verem olmuş, sağ kalanlar Türkiye'ye yerleşip dizi senaryosunu yazmaya başlamışlar...
Velhasıl, siz siz olun, 2010'u melankoliye teslim etmeyin. Zaten şurda 2 yıl mı ne kaldı kıyamete, koy götüne gitsin afedersiniz!

13 Aralık 2009 Pazar

SiYaSeTÇiMi SeViYoRuM

Birkaç sene önceydi, Popstar yarışmasında Erol Köse, ne yeri ne de zamanıyken, "Sanatçımı seviyorum!" açıklamasında bulunmuştu. Sanatçının Gülşen, Köse'nin evli olmasından mütevellit bu sevgi kısa süre sonra b.ka sardı, taraflar hızla "o benim g.tümü yesin" çemkirme noktasına ulaştılar.


Tarafların en memelisi Mrs. Köse, o arada magazincileri bi punduna yatırıp: "Gülşen'in son okuduğu kitabı biliyorum! Marquez'den Benim Hüzünlü eüüü.. Unuttum" dediydi. Benim için bir magazin piiki olan bu noktadan sonra, hiç bir manage a trois yeterince keyifli değildi artık.


Lafı nereye bağlıycam; tam da şu günlerde çıkıp dağa taşa "Siyasetçimi seviyorum hulen!" beyanatlamak istiyorum. Çünkü biliyorum, tatlı prens Kayahan'ın da ifade ettiği gibi, bugün hepimizin yolu sevgiden geçse, memlekette dert tasa kalmaz idi.



İşte Sevdiğim O Siyasetçiler...



Devlet Bahçeli: Şu nadide isme bir bakın hele; hem devletin ağırlığı hem bahçenin ferahlığı; öyle bi insan ki Sayın bahçeli, orman içine kaçak kemerburgaz villası hissi veriyor. Üstelik mantıklı biri; bunu MHP'nin 40. yılına istinaden giriştiği numeroloji herakatından anlayabilirdiniz. "2009'un sıfırları at, topla 11. Allah birdir, o 1'i çıkart, 10. 4 ile çarp, neymiş? 40. Bu tesadüf olmaz." Ben tesadüflere inanmam zaten...


Bahçeli Bey'in bi ilginç özlelliği -ki ben erkekte ilginçliği severim- felaket halde kan tutuyo kendisini. Kan birliği, DNA kardeşliği hususlarında tvaylayt vampiri gibi titreme geliyo ve ben konuyu hiç anlayamıyorum.


Geçen national geographic, "insanın aile ağacı" belgeselinde, spencer wells diye bi adam, hepimizin afrikadan dünyaya yayılan 2bin kadar atadan türediğimizi anlatıyordu. İnsan DNA'sı %99 tıpatıp aynıydı. Yani bi japon, bi Türk, bi Fillandiyalı ve bir Kürt'ün DNA farkı, fıkra konusu olmaktan öteye geçmiyordu. Peki siz nasıl bir fıkra konususunuz sevgili Bahçeli? - ki ben erkekte komikliğe bayılırım-







Deniz Baykal: Bu güzel insanı ne vakit düşünsem, aklıma defne sabunuyla yıkanmış, gümşi ışıltılar saçan saçları gelir. Sanki bana Olimpos tanrısı yarebbiim, o ne endam? Üstelik ölümsüz de galiba; dünyanın en uzun süre mualefette kalan adamı seçilmezse, yeminlen posta koyarım Guiness'e.


Baykal canikomun tarihi icraatları saymakla bitmez aslında; hemen Riki Martin'in "Un dos tres" şarkısıyla miting meydanlarına sekişi geliyor misal aklıma. Yunanistana doğru Kemalist kulaçlarını hele, unutmak istesem de olmuyor; gecelerime doğuyor Baykal bazı bazı.


Sayın Baykal'ın en beğendiğim özelliği stil sahibi bir birey olması, bukelemun stili, anında görüntü. -bir erkekte değişikliği sevdiğimden bilmem bahsetmeme gerek var mı?- Bugün bakmışsın straplez Türk bayrağı giymeyi, öteki gün çarşafı destekliyor. Halbukisi ikisini de giymişliği yok. Kendisine tavsiyem bu yönde. Deneyiniz sayın baykalcığım, hangisini yakıştırırsanız artık...

Sitemde sadece iki buton var; biri senin biri benim için... tayyiperdogan.com
RTE: Bi nevi stocholm sendomundan olacak, ben RTE'me adeta tapıyorum. Delikanlı, vanminitçi, mintan yakalı, fiyakalı... Bir erkekte arayıp bulamadığım pek çok güzellik, kendisinde bol keseden mevcut. Kese demişken; oğluna gemi almış bi baba o, iskele babası değil, iskelenin bizzat kendisi.


Recep Biriciğim, gezmeyi görmeyi seven insan; ekseriyetle havanın sıcak, kadınlarınsa üstü kapalı olduğu memleketleri seviyor ama olsun. Amerikanya'ya da sık sık gidiyor. Ne ırkçılığı ne de homofobisi var maaşallah, Obama'nın elini nemli avcuna alışı ne duygusaldı. (ha buyrun hatta aynen sezyumdan çırpayım.)



Tüm üstün özelliklerinin yanı sıra beni Tayyip beylere adeta mıknatıs gibi çeken şeyse, kesinlikle karizması. Hani bazı insanlar "ekmek" dese komik olur ya, Erdoğancığım da ne dese aynı ölçüde güçlü ve inanılası (öyle sıtrong bir prezınsı varki). Çıkıp bi uluslararası panelde "Köyekmeyi, köyekmeyi" diye bağırsaydı şayet, çok geçmeden "köyekemeği" siyasi bi slogan haline gelirdi şüphesiz.

Biterken...

Bi yılbaşı da kar yağsa, İstanbul'da kimse dışarı çıkamasa, apartmanlara kısılanlar arasında komşuluk ilişkileri alevlense, ben bahçede mangalda sucuk kızartsam ve brendi diklesek sonra... O sucuktan yemen mi?

06 Aralık 2009 Pazar

Kadın Olduğun İçin Seni Kınıyoruz (ve sana klişeler hazırladık)



Bara dirseklerimizi dayamış, epey alkollü, yan yana dikiliyorduk ve o sevdiğim bir yazardı. Yalnız ben sevsem hadi neyse, millet yolda yakalayıp gıdısından öpmek istiyordu bu sevilen yazarın. Hal böyleyken, hemen goygoya giriştim.

- Abi varya, bence sen Orhan Pamuk'tan bile yeteneklisin...

Gözlerini şaşkınlıkla kırpıştırdı.
- Tuhaf şey, editörüm de bunu söylüyor. Sen de yazıyormuşsun. (dedi dudakları burus vilis gülüşü) Gerçi, (avuçlarını iki yana açmıştı) bir kadın olduğun için, asla benden yetenekli bi yazar olamayacaksın.


Hemen yüzüme içerlemiş bir hüzün yerleştirdim.
- Yanlış anladın abi beni, ben aslında kadın değilim. Annem hep bi kızı olsun istemiş, beni de öyle yetiştirdi; elbiseler, saç bakımı felan. Oysa bamya gibi bi pipim var, arkaya kıvırıyorum.
Kısık gözleri karanlığın içinde kayan yıldızlar gibi büyüdü, parıldadı.
- Ge-gerçekten mi?
- Ah ah ah. Bi kadının yazar olabileceğini idda eder miyim hiç? Komik olmayalım mon şer. Pipim var diyorum, inanmazsan yokla bak?
...
- Oh, ben sanmıştım ki... Neyse boşverelim şimdi bunları! Yazarlığına destek vermemek için hiç bi sebebim kalmadı artık, hatta ustan olarak, sana el veriyorum.
- Saolasın da abi, o eli bi süredir veriyosun zaten.



Bu memlekette büyütülmüş bir kadınsanız, durumu az çok biliyorsunuzdur; kadından bi s.k olmaz, olamaz. Hatta bana hayatta neler olamayacağımı anlatan erkekleri uc uca eklesem, burdan Şovenizmi Yayma Derneği Başkanlığı'nın kapısına dek yol olur.

Ne egotravmatik manitalar dinledim; icra ettikleri meslekte ya da okudukları bölümde hiç bir kadının muvaffak olması mevzu bahis değildi. Aralarında kansere çaren bulan, uzaya roket atan ya da madende çapa sallayan da yoktu üstelik. Ama bu şaibeli önerme ile, dosdoğrudan bir kadından zeki ve çevik ve ahlaklı oluveriyorladı. Güzel kafaydı aslında "kendin öner, kendin ye!" hesabı.

Velhasıl, "kadından x olmaz" açıklaması, pipili varoluşun en yavan klişesidir dostlar. Bu tip beylerimiz, x değişkeni yerine kendi işlerini koyar ve g.t rahatından taviz vermeksizin maça 1-0 önde çıktıklarını sanırlar.

Gelin Leşo Deniz'i sübyan çağından itibaren habis bi ur gibi büyüten bu aymazları, tek tek tanıyalım.
1) Jules Verne: Jül amca sadece ingiliz centilmenleri ve kankalarının gezmesi gerektiğine inanan bir fransızdır. Aya mı uçulmadı, arzın merkezine ve denizlerin 20bin fersah altına mı inilmedi, 80 günde dünya devşirildi, 2 yıl okul kırıldı, lakin tek bir kadın bu maceralara iştirak edemedi.
İlk öykümü 9 yaşında sana inadımdan yazdım jül, kahramanlarımın tamamı kız çocuklarıydı. 10 numero eğlendik ayrıca tamam mı Jül! Peksimet ve kurutulmuş et yerine, kısır ve börekle kendimize ziyafetler çektik tropik adalarda, kız kıza.


2) Bir x-boyfriend güzellemesi: Lise hayatım ezik adamlarla dandik aşklar yaşayarak geçti; demek ki ergenken kroydum, bunu şimdi anlıyorum. Bu arkadaşlardan çökelek kokulu bi tanesi, kadınların şiir yazamayacağını buyurduydu. Tabi o vakitler ben salağı, bana yazdığı mektuplarda kullandığı dörtlüklerin Bülent Ersoy şarkı sözleri olduğunu bilmiyordum. Evet TRT ekolüyüm, arabeski yaşamadım; birşey var aramızda senin pişkinliğinden, benim yanan yüzümden belli.

3) Yine Tutunamadılar: Saçlarım belime kadar ve turuncuydu, kutu bebeği gibi oturuyordum gizli bİtalikahçenin bi köşesinde. "Tutunamayanlar kitabındaki karakterin özgül paradigması" gibi bi muhabbet açtı iki lavuk. Hayatımda Oğuz Atay'ın adını duymadığımdan o kadar eminlerdi ki yarebbii, mevzu bahis kitabın yalnız ve başarısız adamların 31'i olduğuna dair tiradım bitmeden ağlayarak kaçıştılar. Biri kaçarken "kadınlar zaten tutunamayanları anlayamaz" diye inildedi sanki, duymamazlıktan geldim.



Biterken...
despırıt hauzvayfs oynuyo, evde mandalina kalmamış. yoga yapasım var nihayet, o sebepten gidiyorum, yoksa daha yazardım.
biri alakuşa söylesin, acans takımına ayırcağı vaktin bi kısmını bana versin, bilgisayarıma fotoşok yüklesin. yoksa interneti emmeye devam, ki hiç dayanamam.
siz de emin, internet, nimettir.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Taraftar Adam



Düşünmek taraf olmaktır... (Hikmeti kendinden menkul vecizeler pazarı - 2009)

Futbolu sevmiyor dİtalikeğilim ama onsuz pekala yaşarım. Ofsayt nedir bilirim lakin unutmaya da dünden razıyım. Bir kadın olarak futbolla ilişkimi, düşük östorojen seviyeleri ve kumandayı zaptetmeye üşenmek ile sınırladım, mesafeliyiz. (taraftar kadın hakkında ayrıca yazılacak - bittin kızım sen 80630 ve yoncada bayrakla poz veren şellafe - kendime not)

Fakat tabi ki bu, erkek cinsindeki amansız taraftarlık tutkusu hakkında ahkam kesmeyeceğim anlamına gelmiyor. Hatta hemen size ilk (ve son) maça gidişimi anlatayım.


Yıllardan 97, Zeytinburnu Atatürk Öğrenci yurdunda, her erkeğe düşen 300 gr. kızdan biriyim. En sağlam kankalarım mesut ve egemen ve gürkan. Bu üç genç, yokluğun da verdiği sevecenlikle bana Eminönü'de miyavlayan lahmacunlar ısmarlıyor ve beni yurdun komşusu sanayi mahallesinde, halk ekmek boyutlu sıçanlara karşı kahramanca savunuyorlar.


Velhasıl bu üç kafadar Fenerli, son derece centilmence beni maça götüreceklerini açıkladılar bir gün. Antalya spor-Fener maçıydı Kadıköy'de. Gelmesem küsecek, gelip bir de coşarsam bana tapacaklardı. Kadınım, tapılmaya hayır diyemem. Vapurdan Şükrü Saraçoğlu'na kadar koştuk, geç kalmıştık, öyle diyorlardı. Sonra stadın hemen önündeki düzlükte duruduk. Ciddiyetle etrafımı sardılar ve benden "sonsuza dek fenerbahçeli olma yemini" etmemi istediler. Çok güldüm, ta..ak geçtim ama ciddiyetleri bozulmadı, hatta muhabbete kaynayan 80 kadar taraftar, köfteci ve eli piçaklı dönerci etrafımızı sardı.

O gün, stad girişinde 90 tanıkla ben, hayatımın sonuna dek fenerbahçeli olacağıma dair, namusum, şerefim ve sağlam olsun diye annemin başı üzerine, yemin ettim.

Hikaye bitti gelelim gerçeklere; tanıdığım tüm Fenerlilerin gözüne çekinmeden lastik atabilirim. (siz dahil egemen ve mesut ve gürkan) Nedir aabi bu? Manitadan çok sevmeler, takımı yenilince ev ahalisine küsen koca koca adamlar, birbirini döner bıçağıyla okşamalar, kupa alınca yannışcıktan adam vurmalar?

Geçen Beşiktaş Çarşıya indim, Feneri yendikleri gün, bi porsiyon hamsi kapıcam, yok. Etraf mahşer kalabalığı, gözlerini top bürümüş adamlar, coştukça çocuşuyo. Mahalleyi yıksalar kimse çıkıp "evladım içerde hastam/çocuğum var" felan diyemez. Amaçları kutsal çünkü. kutsii.


Diyelim ki Ursula le Guin gerçekliğinde vice versa, kadınlar olsun taraftar; beş yüz kadın omuz omuza, bir elde biramız, bir elde meşalemiz, böğüre böğüre geziyoruz. "Babanızın pipisine öyle binicez, babanızın pipisi bize hasta alalala"

Ne oldu, hoşuna gitmedi mi? Terapi gibi olcak ama bize de yaaa?


Konu yine uzadı, ama inanır mısınız insan memleketteki erkek popülasyonunun %95'ini bi kalemde harcamak üzereyken bi mahsunlaşıyo böyle... (Dininize küfretsem daha iyi biliyorum, ama tabiyatım böyle, işte bunu seviyorum...)




Galatasaraylılar: Zengindir bu. Lisesinde okumuşu zaten henüz bi kaç tepe yaratıp geldiğinden, öyle çok coşmaz, efendi durur. Gerekirse oturduğu yerden ağır ağır doğrularak ve ince bacakları üzerinde siporcu zerafetinde yaylanarak, adama kafayı kor. (GS liseli ademler hakında ayrıca yazılacak, bittiniz olm siz sapık, tomtom, barnabi - kendime not vol. 2 ) Cebindeki parayla doğru orantılı olarak şaibeli ve şikeli bir kişiliğe bürünebilir. Jipinin yan koltuğunda oturan da zaten çakma sarışındır. Zengin ve züppe değilse kesin özentidir biraz, batıya felan. Tuttuğu ikinci takım Manchesterdır.


Fenerliler: Ay kıyamam, bu çok duygusal, yengeç mi dersin, balık mı, o derece. Kadıköy barlar sokağında içerken, hisli brit yahut seattle havaları dinliyor ve İstanbul'un anadol yakasında oturduğundan kendini özel hissediyor. Takımına yazdığı öyküleri yastığının altında biriktiriyorsa ona nasıl kızabiliriz? Hanımına bir gün çıkıp "You will never walk alone" diyebilmiş mi? Demez de zaten, mazallah incileri saçılır. Onun gözyaşlarını sileceği yegane mendil, sarı lacivert bir üniformadır. Ha bi de Fener yendiğinde çok pis sevişir, ne yazık, çok sık olmaz bu.


Beşiktaşlılar: Çarşı boyz belki de dünyanın gördüğü en yaratıcı tribün ekibi, kendilerini yerinde, dalında, adeta gül gibi seviyorum. Zaten Beşiktaşlı yerinde ağırdır, halktır, emektir. Emekçiliğin verdiği bir eziklik mi artık, yoksa hayatta başka bir avuntu bulamamak mı? Takımının sipora vermediği enerjiyi o slogana harcar. Oysa o kreatif enerjiyle ne metin yazarları yetiştirirdiniz oğlum mutelif ajanslara? Kaç popçu çıkartırdı çarşı, biliyon mu sen? Paraya para demezdiniz ULAN! (Anarşinin A'sıyla başlarım.)

Velhasıl bacılar, son iki tane takım tutmayan Türk erkeği kalmıştı stokta, birini ben kaptım. Milli maçlar olmasa top nedir bilmez.